Ana içeriğe atla

Blog yazarları

Fotoğrafım
ihaveasmileonmyface
kedilerle ciddi düşünüyorum. a cynical misanthrope.

pahabicilemez.

Cok muhtesem sarkilar var, dinlerken insanin zevkten gozlerini dolduran. Ayaklarindan baslayip beynine kadar cikan sarkilar. Butun vucudunu sardigi gibi varligi evi odayi dolduranlar. Sanki her notasinda uyuyan bir yerin uyaniyor gibi hissettiren.. Bittiginde sanki yasadigin butun hayat onunla birlikte sonup gidecek gibi basladiginda butun yasadiklarini, su zamana kadar hissettiklerini ayni anda tekrar - her seyi yeni bastan yasatan sarkilardan.. Milyonlarca kez tesekkur etmek istedigin, yazarina soyleyenine bu kadar ictenligine. Keske yapabilseymisim boyle bir sey ben de cikartabilseymisim diye icinin icini yedigi sarkilar. Hayatinin bir donemine verirsin o sarkiyi, ya da bir adama, bir arkadasa, kardesine, bir gune, bir an'a, bir sabah ya da bir geceye. Bazen butun hayatini bile alir o sarki icine. O kadar anlatabilir her seyi. O kadar tamamdir senin icin. Basindan sonuna bir yasam bir hayattir bir ruhu vardir zaten. Muzigin yukselmesi ve alcalmasidir yasadiklarin. Iki kelime bile anlatir senin paragraflarla anlatamadiklarini. Ne kotu cumlelerim var dersin. Bosuna yorulmusum dersin. Sarkilarla omrunu gecirir onlarla yatar kalkarsin onlara anlatir ve onlari dinlersin. O kadardir iste bazi sarkilar.

Cok acayip yerlerde cikip seni olmadik zamanlarda esir etseler de seversin iste. Ya da cok olmadik zamanlarda tanissan da bu sarkilarla alirsin hayatina. Seversin. Hem de cok.

Fakat sarkilarin cok onemli bir yeri daha olur. Biraz aci ve sinir bozucu.
Sarkilar paylasilinca cok daha buyuk haz verir. Eger paylastigin insan bu sarkiyi anlayabiliyor sevebiliyor en onemlisi gercekten dinleyebiliyorsa. Eger o insan o sarkiyi bilmek istiyorsa. Deger verip hayatina sokmak istiyorsa. O sarkiyi paylasmak o zaman cok onemlidir. O hazzi paylasmak tarif edilemez bir histir..

Birinin seninle onu paylasmasi da guzeldir. Yine tarif edil-e-mezdir.

just like.. The Red Thread - Wax Museum

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

insanlık için küçük benim için büyük bir farkediş, farketmemek.

        sevginin ne sikim olduğunu hiç bilmeden yetiştirilen ruhları hastalanmış insanlarımıza...  küfürle giriş yaptım. çünkü öle..  büyüme çağında sevgi dilenen ve dilendiği için utanan ve sonunda da bu konuyu bir daha düşünmemek ve kötü hissetmemek (hissettirilmemek) adına çok derinlere gömerek yetişkinliğe ulaşan kişiler sevginin öncelikle sağlam bir temelinin atılması ve tuğlaları üst üste koyarak inşa edilmesi gereken bir şey olduğundan bir haberler.  sevgiyi ailelerinden "bana baktı, büyüttü, aç bırakmadı, terk etmedi vb." gibi bir takım kan bağından dolayı oluşan zorunluluklar ve asgari düzeydeki ilgi alakadan ibaret olarak gördüler. seni doğuran kişi ya da bakan büyüten kişi her kimse onunla bile duygusal, iletişime dayalı bir sevgi inşa edilmesi gerekiyor aslında. bu konsepte çok uzak bir millet olduğumuz aşikar.  biraz daha girelim çünkü bu konu canımı çok sıkıyor.  anne kutsaldır dediler. hayır hiçkimse kutsal değildir. yalnızca o...

Like Al Gerçek Olsun.

Ön kamera niye var? Demiştim. Net hatırlıyorum. Hali hazırda büyük bir kesim çeşitli ruhsal rahatsızlıklarla boğuşuyor. Uzun süredir gördüğüm terapistlerle olan seanslarımızda bir konu defalarca gündeme geliyor. “Korkutan düşüncelerden kaçmak.” Kaçmak demek o düşünceyi beynimizden atmak için gösterilen müthiş çaba. Bence çoğu ruhsal bozuklukta (düşünce farklı olabilir) bu düşünceden kaçma, onu yalanlama, onu düşünürken kendini teskin etme ve en önemlisi o düşünceyi yalanlamaya çalışma ya da başkalarından yardım isteme var. Yani o düşünceye cevap verip onu bi bok sanma var. Bu da şöyle: “Çirkin olduğumu düşünüyorum.” değil de hatta “Ben çirkinim.” Diyorsun. Aklından öyle bir düşünce geçti ama sen onunla konuşmaya karar verdin. Onu ciddiye aldın bir duygu hissettin ve gitsin istiyorsun. Ne yaparsın? “Güzel miyim?” diye sorarsın. Ya da “Çok güzelsin.” cevaplarının daha fazla olduğu ortamlarda bulunmayı tercih edersin. Buna, aklımızdan geçen ve gelip gidecek olan düşünceye cevap ve...

Lucia/Silence yazdırıyor.

Basit şarkı. Çok bir olayı yok. Aslında benim için var. Şöyle düşündüm şarkı yapsam ben böyle yapabilirdim. Bir de bir kez daha başıma gelmişti bu Aimee Mann/It's Not şarkısı ile. Ben bu şarkıyı beynimin içerisinde yıllardır duyuyorum demiştim. Şarkı o kadar eski değildi. Bu da değil. Ben bu şarkıyı ezbere biliyordum mesela. İnandırıcı değil biliyorum. Bence de değil. En büyük zevk bu şarkı. En güzel his. Ben yapmadım ama ben buldum. Benim karşıma çıktı ya. Benim oldu şimdi bu şarkı mesela, diğer bir çok şarkımın arasına girdi. Başkalarının bana verdikleri şarkılar gibi değil. Onlar üvey evlat muamelesi görüyorlar bende. Bazı çok nadir insanların verdikleri hariç tabii ki. Onları da yastığımın altında tutarım. Zarar görmesinler, kaybolmasınlar, unutulmasınlar ve değerleri bilinsin diye. Her neyse. Birilerine tavsiye ediyorsam üvey evlatlarımı o birilerini de çok önemsemem mesela. Mesele benim olanları! paylaşmak. Bunları dinletmek. Çünkü biliyorum ya içten içe.. Eğer beğenmezler...