yarın başımıza bir şey gelmeyeceğinin bir garantisi var mı? diyoruz ya bazen. keşke hep desek bunu. sürekli desek. desek ve sürüncemede kalan ve değiştirmesi elimizde olan şeyler hakkında tembel ve korkak olmasak. bazıları elimizde değilken bile insanın midesine kramplar sokuyor beklemekten bekleyen yerlerin uyuşuyor ya da sıkıntıdan delirmiş gibi oradan oraya zıplamak gibi saçma isteklere sahip oluyorsun. bir de halledebileceklerimizin listesi var bende o liste uzun. duruyor öyle. genelde unutmaya çalışıyorum ya da yok sayıyorum sanki öyle doğmuşum aslında hiç değişmeyecek gibi davranıyorum. içten içe bilsem bile asla bir şey yapmıyorum. yaparsam ölürüm çünkü. çözülebilecek şeyleri çözersem çok ayıp olur. yani yarın başımıza bir şey gelmeyeceğinin garantisi yok tabi ki ama bu cümleye inanıp gidemiyorsun işte. içten içe garantisi var sanıyorsun. ta ki başına gerçekten bir şey ya da aynı anda bir kaç şey gelene kadar. o zaman da yine ne yapıyorsun.. HİÇBİR ŞEY. insanoğlu inanılmaz. bir şeyleri değiştirmeyi ömür boyu isteyip bir adım bile atmayan. elinden gelebilecekler sınırsız ama buna inatla sınır koyan. beklemekten istemekten sıkılmayan ama aynı anda bunlar için hiçbir şey yapmadan benim gibi boş bir sayfaya kusan ya da millete anlatan, belki bir gün ben sabit dursam bile etrafımdakiler değişir inancıyla yaşayan varlıklarız. ya istemeyeceksin. ya susacaksın. ya da değiştirmek için fırsatın olduğunda o fırsata balıklama atlayacaksın. ben o fırsatı gördüm belki de kendim yarattım ama inandım. öyle bir fırsat olduğuna. ne yaptım peki? aynen şunu söyledim.. "neyse ya olacağı varsa olur" nasıl olsun. nasıl olabilir. bu zamana kadar olmadıysa kendiliğinden şimdi nasıl olsun. başvurmadığın bir işten kabul beklemek gibi. ve bir tek ben değil herkes böyleyken bir şeylerin değişmesini beklemek salakça olabilir.. herkes beklerken. herkes bir başkasından beklerken. bekleyerek geçecek bir ömre küfredebilir misin. edersin aslında. onu da yaparsın. çünkü küfretmeyi severiz, şikayet etmeyi, söylenmeyi, sabahlara kadar dertlerimizi anlatmayı hatta dert yarışına girmeyi (o da bi şey mi benim başıma geleni anlatıyım..) çok severiz. sonuç ne peki? aynı derdin içinde sürünüyorsun dimi. aynı bulanık sulardasın. hiç bir çaban yok netleştirmeye dair. sadece bulanık olanı daha çok bulandırmada başarılısın. işte bu yüzdendir ki insan sadece kendini suçlamalı başına gelenlerde. kendi tercihin dediğimde sinirlenmemeli. bunu hak ettin dediğimde sinirlenmemeli. birileri seni üzdüğünde bile şunu söylemeyi bilmeli "beni üzeceği ortamı ben ona yarattım" zor biliyorum. birini suçlamak daha kolay. hatta kader demek, hayat işte, yaşanması gerekiyormuş, demek daha kolay. kolay biliyorum çünkü ben de yapıyorum. yapmamak için götümü yırtıyorum ama en azından. en azından görebiliyorum kendi kendimi sürüklediğim yerleri. giderken farkındayım başıma geleceklerin. dur diyebileceğim yeri göre göre geçiyorum. yapabileceklerimi bildiğim halde yok sayıyorum. bazen sadece bir cümleyle anlatabileceklerim varken sustuğum zaman anlaşılsın istiyorum. bazen sadece kötüye gideceğine böyle kalsın dediğim için susuyorum. iyiye gitme ihtimalini hiç mi hiç sallamıyorum ve ciddiye almıyorum. bazen göz göre göre zaman aşımına uğrayan isteklerimin arkasından bakıyorum. şimdi de aynısı oluyor. zaman geçiyor ve ben durdukça yalnızca uzaklaşıyorum. sonunda yok olacak yine.. her şey gibi bu da eylemsizliğim yüzünden bitecek. korktuğum için. sustuğum için. beklediğim için. neyse ki kafama takmak konusunda da aynı donukluğu sergiliyor ve düşünmemeyi başarıyorum. bana bir şey olmuyor yani. sadece olabilecek şeylerin olmamasını sağlıyorum. kendi çizgimde ilerliyorum. o çizgi çember ama. çember olduğu için aynı şeyin etrafında dönerken ilerlediğimi sanıyorum. düz bir çizgi değil bu onun farkında olsam bile umursamıyorum. umursayamıyorum.
Bu blogdaki popüler yayınlar
sevginin ne sikim olduğunu hiç bilmeden yetiştirilen ruhları hastalanmış insanlarımıza... küfürle giriş yaptım. çünkü öle.. büyüme çağında sevgi dilenen ve dilendiği için utanan ve sonunda da bu konuyu bir daha düşünmemek ve kötü hissetmemek (hissettirilmemek) adına çok derinlere gömerek yetişkinliğe ulaşan kişiler sevginin öncelikle sağlam bir temelinin atılması ve tuğlaları üst üste koyarak inşa edilmesi gereken bir şey olduğundan bir haberler. sevgiyi ailelerinden "bana baktı, büyüttü, aç bırakmadı, terk etmedi vb." gibi bir takım kan bağından dolayı oluşan zorunluluklar ve asgari düzeydeki ilgi alakadan ibaret olarak gördüler. seni doğuran kişi ya da bakan büyüten kişi her kimse onunla bile duygusal, iletişime dayalı bir sevgi inşa edilmesi gerekiyor aslında. bu konsepte çok uzak bir millet olduğumuz aşikar. biraz daha girelim çünkü bu konu canımı çok sıkıyor. anne kutsaldır dediler. hayır hiçkimse kutsal değildir. yalnızca o...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Ön kamera niye var? Demiştim. Net hatırlıyorum. Hali hazırda büyük bir kesim çeşitli ruhsal rahatsızlıklarla boğuşuyor. Uzun süredir gördüğüm terapistlerle olan seanslarımızda bir konu defalarca gündeme geliyor. “Korkutan düşüncelerden kaçmak.” Kaçmak demek o düşünceyi beynimizden atmak için gösterilen müthiş çaba. Bence çoğu ruhsal bozuklukta (düşünce farklı olabilir) bu düşünceden kaçma, onu yalanlama, onu düşünürken kendini teskin etme ve en önemlisi o düşünceyi yalanlamaya çalışma ya da başkalarından yardım isteme var. Yani o düşünceye cevap verip onu bi bok sanma var. Bu da şöyle: “Çirkin olduğumu düşünüyorum.” değil de hatta “Ben çirkinim.” Diyorsun. Aklından öyle bir düşünce geçti ama sen onunla konuşmaya karar verdin. Onu ciddiye aldın bir duygu hissettin ve gitsin istiyorsun. Ne yaparsın? “Güzel miyim?” diye sorarsın. Ya da “Çok güzelsin.” cevaplarının daha fazla olduğu ortamlarda bulunmayı tercih edersin. Buna, aklımızdan geçen ve gelip gidecek olan düşünceye cevap ve...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Basit şarkı. Çok bir olayı yok. Aslında benim için var. Şöyle düşündüm şarkı yapsam ben böyle yapabilirdim. Bir de bir kez daha başıma gelmişti bu Aimee Mann/It's Not şarkısı ile. Ben bu şarkıyı beynimin içerisinde yıllardır duyuyorum demiştim. Şarkı o kadar eski değildi. Bu da değil. Ben bu şarkıyı ezbere biliyordum mesela. İnandırıcı değil biliyorum. Bence de değil. En büyük zevk bu şarkı. En güzel his. Ben yapmadım ama ben buldum. Benim karşıma çıktı ya. Benim oldu şimdi bu şarkı mesela, diğer bir çok şarkımın arasına girdi. Başkalarının bana verdikleri şarkılar gibi değil. Onlar üvey evlat muamelesi görüyorlar bende. Bazı çok nadir insanların verdikleri hariç tabii ki. Onları da yastığımın altında tutarım. Zarar görmesinler, kaybolmasınlar, unutulmasınlar ve değerleri bilinsin diye. Her neyse. Birilerine tavsiye ediyorsam üvey evlatlarımı o birilerini de çok önemsemem mesela. Mesele benim olanları! paylaşmak. Bunları dinletmek. Çünkü biliyorum ya içten içe.. Eğer beğenmezler...
- Bağlantıyı al
- X
- E-posta
- Diğer Uygulamalar
Yorumlar
Yorum Gönder