Ana içeriğe atla

Blog yazarları

Fotoğrafım
ihaveasmileonmyface
kedilerle ciddi düşünüyorum. a cynical misanthrope.

Bir metod olarak yeter be/siktiret

Her şeyin üstüne geldiği -en çok da duvarların- günler oluyor. Sanki bir boktanlık olmuş fakat sen tanımlayamıyorsun bir türlü ne olduğunu bulamıyorsun ama sanki göğsünün üzerine fil oturuyor gibi hissediyorsun. Bazı günler var öyle. Sanki her şey çok kötü ve asla düzelmeyecek durumda. Çaresizlik çok hissedilir. Sıkışmış kalmış gibi hissedersin. Öyle bir gündür ki sanki dünyada yapılacak her şey bitmiş gibi. Hiçbir şey zevk vermez ve hatta şu zamana kadar hiçbir şeyden zevk almamışsın bir daha da alamayacaksın gibi. O günler baya bir boktandır. Bu günlerin en garip olan kısmı şudur, ortada elle tutulur bir problem olmaz. Regl olmak, işsizlik, sevgiliden ayrılmak vs. yoktur. O zaman genelde bir şey yapamadığın için kızarsın kendine çünkü hiçbir şey yapmak istememenin sonucu doğal olarak hiçbir şey yapmadan öylece durmaktır. Seni yiyen şey o aslında. İlla ki bir şey yapman gerektiğine olan inancın seni yer. Hiçbir an boş geçmemeli düşüncesi yer seni. Evden çıkmak istemezsin fakat çıkman gerektiği hissi seni bunaltır. Çözdüm ben geçen gün.. Çözümü hiçbir şey yapmamak. Biraz farklısı. 
Hiçbir şey yapmazken neden hiçbir şey yapmadığını sorgulamamak. Hiçbir şey yapmak istememenin anormalliğini düşünmemek. Kendini zorlamamak, zaten içinde olduğun çıkmazda kendini daha çok boğmamak. Bırakabilirsin. Bırak yapma hiçbir şey. Yatıp tavanı izlemek de bir şey yapmak. Day dreaming de bir şey yapmak. Yeterli bile aslında. Ne kadar verimli olabilirsin ki o an. Film açsan 2. dakikası kafan başka yerde, kitap okusan sayfayı bitirdiğinde başa dönersin, yazmaya kalksan ne kadar sıkıldığını yazmaktan daha çok sıkılabilirsin. Biriyle konuşup anlatmak kafa dağıtmak zaten içinden gelmez. Yorgunsan harika, uyuyabilirsin. Yorgun değilsen uyumaya çalışmak intihar olabilir. Zorlamayacaksın. Yatıp tavana bakabilirsin. Düşünebilirsin. Hatta hadi çok polyanna olayım, güzel şeyler düşünebilirsin. Ne istiyorsan onu düşünürsün. Kaptırıp gidersin. Hikayeler, senaryolar, film, dizi, kitap çıkar o düşüncelerden.
Çocuklar bu hislere kapılmaz. Çünkü onlar hayal kurmayı bir iş olarak farkında olmadan yaparlar. Oyuncaklarıyla oynayan bir çocuk kendi kendine konuşur, sallamaz onun ne kadar saçma olduğunu. E doğal olarak bunalımdan bunalıma koşmaz çocuk. Kaygısı yoktur. Endişelenmez. O an herhangi bir şey yapıyor olmak yeterlidir onun için.
Ben buldum bunu kendim için. Çok derin düşüncelerle araştırmadım tabii. Bu sıra bu bunalma fazlalaşınca mecbur kaldım. 
Uyumaya çalışmak gibiydi çünkü. Uykun yok. Sabahlamaktan artık gına gelmiş. Uyumaya çalışıyorsun çünkü uyuman gerektiğine inanmışsın. Nedense? Ta ki sabaha kadar uğraşırken bir yerden sonra eeh yeter be deyip uyumuyorum lan diye kalkıyorsun yataktan. Bu da aynısı işte. Kastır kastır bir şeyler yapmak için. Yahu içinden gelmiyor işte. Bırak. Ne zorluyorsun. Bırak git düşün. Yat öylece. Sanki kansere tedavi bulacaksın da boş durduğun her vakit kayıp mı? Bu kadar endişelenmeye gerek yok. Zaman geçiyor diye bu kadar kendini parçalamaya gerek yok. Çoğu şeye olmadığı gibi buna da gerek yok. 
Bugün denedim bunu. Çok acayip işe yaradı. Şimdi uyumaya çalışıp uyuyamadığım zaman anladım ne yaptığımı. Bilinçli değildim fakat sadece eeh yeter be dediğimi hatırladım. Aynı "eeh yeter be" stratejisini çoğu şeyde kullanıyorum ben. İnanılmaz faydalı oluyor. 
Çok ciddi durumlar hariç. Yani gerçekten ama gerçekten yapman gereken şeyler hariç, gerçekten bulunman gereken yerlere gitmek hariç, gerçekten çözmen gereken problemler hariç "eeh yeter be" dediğin zaman puf diye bütün kaygılar yok olabiliyor. 
Buna bazı zamanlar siklemezlik diyorlar. Bense sağlıklı olmak diyorum. En azından sağlıklı kalmaya çalışmak olabilir. İşe yarıyorsa yapmaman için bir sebep olamaz.
Sevdim bunu. 
Bazen orada burada birileri sinirlerini bozar, bir laf söyler ve gıcık olursun ama fazla da değer verdiğin birisi değildir. Ya da aslında konuşmakla, anlatmakla, tartışmakla bir yere gelemeyeceğini bilirsin ama insan oğlu işte denemek istiyor. Bir dürtü oluşuyor "göt etmek isteği" adı altında. Bazen de sadece gereksiz bir sinir oluyor. Gıcık oluyorsun sadece ama sebepsiz. O zaman da bu eeh yeter be yerine siktiret taktiğini uyguluyorum. O an içimden hissederek bir siktiret diyorum. O zaman da puf diye yok oluyor o anki şiddetli zarar verme isteğim. Ya da tartışma ya da daha çok moral bozma, kötü bir ortam yaratma isteklerim. Kolay aslında. Zor değil. Kimsenin yapmamasına çok şaşırıyorum aslında çok fazla insan yapsa, bir şeyleri ciddi bir problem değilse siktiretsek, trip atılmaz kimse kimseyle kolay kolay tartışmaz, kimse kimseyi kırmaz. Hayat bayram falan olabilir hatta. İnsanlar o kadar iğrenç mahluklar gibi görünmez. Güzel çözüm. Şehir suyuna xanax katmak ya da her sabah lustral almayı zorunlu kılmak da çözüm olabilir. Sakinliğin, sakin olmaya çalışmanın her türlüsü çözüm olabilir. Her şey için. Savaşı bırak kavga çıkmazdı yemin ediyorum. 
"Eeh yeter be" den nerelere geldim. Canım sıkılmış. Sıkılınca konuşmak birilerinin kafasını açmak yerine yazmak daha mantıklı. Bu saatte birini arayıp bunları anlatsam herhalde gerçek "siktiret" i duyabilirirm. Ya da "siktir git" daha mantıklı olur bu durumda bana. Neyse sktirip gideyim ben en iyisi. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

insanlık için küçük benim için büyük bir farkediş, farketmemek.

        sevginin ne sikim olduğunu hiç bilmeden yetiştirilen ruhları hastalanmış insanlarımıza...  küfürle giriş yaptım. çünkü öle..  büyüme çağında sevgi dilenen ve dilendiği için utanan ve sonunda da bu konuyu bir daha düşünmemek ve kötü hissetmemek (hissettirilmemek) adına çok derinlere gömerek yetişkinliğe ulaşan kişiler sevginin öncelikle sağlam bir temelinin atılması ve tuğlaları üst üste koyarak inşa edilmesi gereken bir şey olduğundan bir haberler.  sevgiyi ailelerinden "bana baktı, büyüttü, aç bırakmadı, terk etmedi vb." gibi bir takım kan bağından dolayı oluşan zorunluluklar ve asgari düzeydeki ilgi alakadan ibaret olarak gördüler. seni doğuran kişi ya da bakan büyüten kişi her kimse onunla bile duygusal, iletişime dayalı bir sevgi inşa edilmesi gerekiyor aslında. bu konsepte çok uzak bir millet olduğumuz aşikar.  biraz daha girelim çünkü bu konu canımı çok sıkıyor.  anne kutsaldır dediler. hayır hiçkimse kutsal değildir. yalnızca o...

Like Al Gerçek Olsun.

Ön kamera niye var? Demiştim. Net hatırlıyorum. Hali hazırda büyük bir kesim çeşitli ruhsal rahatsızlıklarla boğuşuyor. Uzun süredir gördüğüm terapistlerle olan seanslarımızda bir konu defalarca gündeme geliyor. “Korkutan düşüncelerden kaçmak.” Kaçmak demek o düşünceyi beynimizden atmak için gösterilen müthiş çaba. Bence çoğu ruhsal bozuklukta (düşünce farklı olabilir) bu düşünceden kaçma, onu yalanlama, onu düşünürken kendini teskin etme ve en önemlisi o düşünceyi yalanlamaya çalışma ya da başkalarından yardım isteme var. Yani o düşünceye cevap verip onu bi bok sanma var. Bu da şöyle: “Çirkin olduğumu düşünüyorum.” değil de hatta “Ben çirkinim.” Diyorsun. Aklından öyle bir düşünce geçti ama sen onunla konuşmaya karar verdin. Onu ciddiye aldın bir duygu hissettin ve gitsin istiyorsun. Ne yaparsın? “Güzel miyim?” diye sorarsın. Ya da “Çok güzelsin.” cevaplarının daha fazla olduğu ortamlarda bulunmayı tercih edersin. Buna, aklımızdan geçen ve gelip gidecek olan düşünceye cevap ve...

Lucia/Silence yazdırıyor.

Basit şarkı. Çok bir olayı yok. Aslında benim için var. Şöyle düşündüm şarkı yapsam ben böyle yapabilirdim. Bir de bir kez daha başıma gelmişti bu Aimee Mann/It's Not şarkısı ile. Ben bu şarkıyı beynimin içerisinde yıllardır duyuyorum demiştim. Şarkı o kadar eski değildi. Bu da değil. Ben bu şarkıyı ezbere biliyordum mesela. İnandırıcı değil biliyorum. Bence de değil. En büyük zevk bu şarkı. En güzel his. Ben yapmadım ama ben buldum. Benim karşıma çıktı ya. Benim oldu şimdi bu şarkı mesela, diğer bir çok şarkımın arasına girdi. Başkalarının bana verdikleri şarkılar gibi değil. Onlar üvey evlat muamelesi görüyorlar bende. Bazı çok nadir insanların verdikleri hariç tabii ki. Onları da yastığımın altında tutarım. Zarar görmesinler, kaybolmasınlar, unutulmasınlar ve değerleri bilinsin diye. Her neyse. Birilerine tavsiye ediyorsam üvey evlatlarımı o birilerini de çok önemsemem mesela. Mesele benim olanları! paylaşmak. Bunları dinletmek. Çünkü biliyorum ya içten içe.. Eğer beğenmezler...