Ana içeriğe atla

Blog yazarları

Fotoğrafım
ihaveasmileonmyface
kedilerle ciddi düşünüyorum. a cynical misanthrope.

Bir soru.

Kafalarımız karışık. Aslında netleştirmeye bayılıyoruz. Netleştiresimiz yok. Kısa cümleler kuruyormuş ya adı lazım değil rokçu... Ne alaka. Ben uzun da kursam, kısa da anlatamadım derdimi. Derdimi anlatmak gibi bir çabaya girmediğim için olsa gerek. 

Gözümün içine bak şimdi. De ki: "Tutku yok
De bakalım: "Sevmiyorsun sen!
"Hık mık" dedim.
Bir bok anlamadın değil mi? Yanlış yolda değilsin. Benim yolumdasın. Anlamıyoruz artık her şeyi. Hiçbir şeyi anlamaya çalışırken kaybettik anlayışımızı. 
Şimdi dur bakalım orada ve de ki "Dinlemiyorsun"
Ben aslında dinlemesem bile duyuyorum. İstemesem bile duyuyorum kaldı ki sen bana dur, bak, dinle diyorsun. Olamaz öyle bir şey. Yok bende. Yüklü değil. 
Bak, dinle, hisset var. Konumuzla alakası yok. 

Şimdi benim gidesim geliyor. Bu defa farklı ama. Düşüncelerimle aklımı birden toplu gönderdim. Arkasından gideceğim. Aslında bu yazan ellerin sahibi burada değil. Ondandır belki uzaklardan geliyor her ses. Anasını sattığımın dünyasında çok yoruluyoruz. Gözünü kapatana kadar çalışır mı ya kafa? Boşa alamıyoruz yahu. 

Uzaklarda komik biri var. Baya komik ama. Hep gülmeli yanında, eğlenmeli. Hep duyuyorum, her zaman dinlemesem bile. Fakat ben gülmüyorum. Gülemiyorum.

Ben bazen çok konuşuyorum. Konuşan halimi severim, tehlike yoktur. İyiyimdir. Konuşurken bazen bir cümleyi bin defa söylerim. Bazen de bana diyor ki "E susma
Doğru biliyor ondan söylüyor. Aslında susmadım dinliyorum. Susmuş halim hakkında söyleyecek pek bir şeyim yok. Fakat dinleyen halimde tehlike var. Normal bir günümde dinlemekte güçlük çekerim. Normal bir halet-i ruhiye ile tahammül sınırıma ulaşmam 5 dakikadır. Peki ben dinliyorsam? İşte budur! Tehlike namına ilk hissiyattır. 

Mesela gidebiliriz şimdi. Dinlediğim için gidebilirim. Tahammül edebildiğim için, tahammül etmeyi bırakabilirim. Sevebilirim aslında ben ta ki sevmeyi bırakana kadar. Bırakırım da. Geçen birini sevmeyi bıraktım mesela. O bir kişiden başlayarak bir güruha ulaştım. İsimlerini unutmak kaldı geriye.

Sevgi katliamı yaptım geçen gün. Neyse ki kimse ölmedi.

Sevmek zorunda mıyım peki? 
Bence de değilim. 


Sonra bana diyor ki "ay Sen çok fenasın
Fena ne mnkym. Fena değilim aslında tamamen safım. Saf halimizi gördüğünüzde bana fena diyorsunuz ya ben de buna küfrediyorum işte. Bazen içimden, bazen dışımdan. 

Sen sanki düşünmedin benim aklımdan geçeni. Sen sanki tertemizsin. Melek, bebek hatta kedi gibisin. Bence kimse kimseye bunu yapmamalı. Herkes içerisinden geçen pislikleri ortaya serme cüretini gösteremeyebilir fakat zaman gelir, gerçekten ağırlık olmaya başlar, "ben de söyleyeceğim, ben de tutmayacağım, ben de kabul ediyorum iğrenç bir varlık olduğumu"" dersin, o zaman karşında umarım "Sen çok fenasın" diyecek birileri olmaz. Benim oluyor. Tam fena olasım geliyor işte o zaman. 

Saf halimiz nedir? Saf, temiz manasında değil takdir edersiniz ki "katıksız" manasında SAF. Halimiz nedir? Çok çirkin. O yüzden söyleyemiyoruz. Diyemiyoruz, sen gel, sen git, sen çirkinsin ondan, sen pis kokuyorsun, bence iğrenç bir popon var, üstüne atlayasım var, ağzını burnunu kırsalar üzülmem, özledim, özlemedim, seviyorum, hayır sevemiyorum... Bunlar söyleyebildiklerimiz ve söyleyebildiklerimiz. 

Bana fenasın dedikleri bunlar değil elbette. Bunları söylemiyorum kimseye. Kimse bu kadar bir tarafıma değil ondan olabilir. Fakat başka planlarımı ya da isteklerimi paylaşıyorum yalnızca. Çok fenasın o zaman oluyor. Kendi insanlığa bir nimet çünkü. Kendisi her sabah kalkıp insanlığa adadığı hayatında starbucks ve zara mango gezerek tatmin oluyor. Kendisi çok önemli ve iyi işlerde, her gün başka bir yardımcılık başka bir check-in. 

Bana gelince mi fena? Sen de yok ol bence. Olabilirsin. Neyse bu tip sinirlendiğim insan profilleri ister istemez bütün günümü harcadıkları için yazılarıma karışıp duruyor. Yeri geliyor küfürlerimi, yeri geliyor onlar için müthiş detaylı isteklerimi yazmak zorunda kalıyorum. 

Konuya şuradan bakalım mesela, çıktığı yerden. Çıktığı yer ve bittiği yerin aynı yer olması da manidar. Benim tüm hayatım gibi, manidar. Ne de çok şey anlatır değil mi? Manidar. Keşke çoluğa çocuğa isim koyar gibi hayatımıza da isim koysak. Ben dönemsel koydum aslında. Şarkı isimleri genellikle. 

It's not. Bu da dönemsel ergenlik bunalımı zamanımdan bir kesitin ismi.
I'm no superman. Hatılarım, neler anlatıyor. Fakat yalnızca bana.
The man who told everything. Yine bana anlatır. Kimse üstüne alınmazsa sevinirim. İsimleri var işte böyle. Bir yerden sonrası için yalnızca tek kelime Manidar. Şuan da böyle. 

Başladığım yerde sorduğum sorular ile ulaştığım son nokta yine... Manidar. 

Ben dedim ki: 
 
"Bu nedir!?

O dedi ki:

"Geçer mnykoyim. Geçer








Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

insanlık için küçük benim için büyük bir farkediş, farketmemek.

        sevginin ne sikim olduğunu hiç bilmeden yetiştirilen ruhları hastalanmış insanlarımıza...  küfürle giriş yaptım. çünkü öle..  büyüme çağında sevgi dilenen ve dilendiği için utanan ve sonunda da bu konuyu bir daha düşünmemek ve kötü hissetmemek (hissettirilmemek) adına çok derinlere gömerek yetişkinliğe ulaşan kişiler sevginin öncelikle sağlam bir temelinin atılması ve tuğlaları üst üste koyarak inşa edilmesi gereken bir şey olduğundan bir haberler.  sevgiyi ailelerinden "bana baktı, büyüttü, aç bırakmadı, terk etmedi vb." gibi bir takım kan bağından dolayı oluşan zorunluluklar ve asgari düzeydeki ilgi alakadan ibaret olarak gördüler. seni doğuran kişi ya da bakan büyüten kişi her kimse onunla bile duygusal, iletişime dayalı bir sevgi inşa edilmesi gerekiyor aslında. bu konsepte çok uzak bir millet olduğumuz aşikar.  biraz daha girelim çünkü bu konu canımı çok sıkıyor.  anne kutsaldır dediler. hayır hiçkimse kutsal değildir. yalnızca o...

Like Al Gerçek Olsun.

Ön kamera niye var? Demiştim. Net hatırlıyorum. Hali hazırda büyük bir kesim çeşitli ruhsal rahatsızlıklarla boğuşuyor. Uzun süredir gördüğüm terapistlerle olan seanslarımızda bir konu defalarca gündeme geliyor. “Korkutan düşüncelerden kaçmak.” Kaçmak demek o düşünceyi beynimizden atmak için gösterilen müthiş çaba. Bence çoğu ruhsal bozuklukta (düşünce farklı olabilir) bu düşünceden kaçma, onu yalanlama, onu düşünürken kendini teskin etme ve en önemlisi o düşünceyi yalanlamaya çalışma ya da başkalarından yardım isteme var. Yani o düşünceye cevap verip onu bi bok sanma var. Bu da şöyle: “Çirkin olduğumu düşünüyorum.” değil de hatta “Ben çirkinim.” Diyorsun. Aklından öyle bir düşünce geçti ama sen onunla konuşmaya karar verdin. Onu ciddiye aldın bir duygu hissettin ve gitsin istiyorsun. Ne yaparsın? “Güzel miyim?” diye sorarsın. Ya da “Çok güzelsin.” cevaplarının daha fazla olduğu ortamlarda bulunmayı tercih edersin. Buna, aklımızdan geçen ve gelip gidecek olan düşünceye cevap ve...

Lucia/Silence yazdırıyor.

Basit şarkı. Çok bir olayı yok. Aslında benim için var. Şöyle düşündüm şarkı yapsam ben böyle yapabilirdim. Bir de bir kez daha başıma gelmişti bu Aimee Mann/It's Not şarkısı ile. Ben bu şarkıyı beynimin içerisinde yıllardır duyuyorum demiştim. Şarkı o kadar eski değildi. Bu da değil. Ben bu şarkıyı ezbere biliyordum mesela. İnandırıcı değil biliyorum. Bence de değil. En büyük zevk bu şarkı. En güzel his. Ben yapmadım ama ben buldum. Benim karşıma çıktı ya. Benim oldu şimdi bu şarkı mesela, diğer bir çok şarkımın arasına girdi. Başkalarının bana verdikleri şarkılar gibi değil. Onlar üvey evlat muamelesi görüyorlar bende. Bazı çok nadir insanların verdikleri hariç tabii ki. Onları da yastığımın altında tutarım. Zarar görmesinler, kaybolmasınlar, unutulmasınlar ve değerleri bilinsin diye. Her neyse. Birilerine tavsiye ediyorsam üvey evlatlarımı o birilerini de çok önemsemem mesela. Mesele benim olanları! paylaşmak. Bunları dinletmek. Çünkü biliyorum ya içten içe.. Eğer beğenmezler...