Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Blog yazarları

Fotoğrafım
ihaveasmileonmyface
kedilerle ciddi düşünüyorum. a cynical misanthrope.

illüzyonunuza koyim.

bu bir kafa akıtma yazısıdır. boşa alıp bırakma şeklinde. gün içerisinde aklıma cümleler, anlar, flash backler, gerekli ya da gereksiz insan suratları düşer. bunun birikimden kaynaklandığını düşünüyorum ve her defasında bi noktada vidanjör olarak bu sayfaları kullanmam gerekiyor. gerçi bu durumda aslında ellerim vidanjör oluyor, parmaklarım falan. neyse.  ilk şuraya gelmemi sağlayan cümleyi tam olarak hatırlamıyorum tabi ki ama " çok ağar sıçıyoruz be dostum " gibi gerizekalıca, asla kullanmayacağım bir sitem cümlesiydi sanki. bazen bu tür cümleler kafamın içinde duvardan duvara çarparak kendine yer ediniyor ve günlerce öncelikle kendi sesim ve sonrasında başka insanların sesinden bunu duymaya devam ediyorum. bu öyle olmasın diyerek sanırım kendimi buraya koydum.  bugün aldığım en iyi karar sanırım "alkolik olmalıyım" dı. bir filmde ya da dizide hatırlıyorum en azından her zaman yapacak bir şeyim olur gibi bir laf ediyordu esas kız.  tabi ki peşini bırakmadım bu yaz...

gaslightingin türkçesi adam sikmektir.

manipülatif insanlar hakkında konuşacağım. tamamen klinik vakalara olan ilgimden yazılmış bir yazıdır. hiç yaşamadım zira manipülasyonu 50 km öteden anlayıp kaçıyorum.  şimdi çok önemli bir bilgi vericem bunu yazın bir yere; manipüle edilmeye çalıştığımı nasıl anlıyorum, şöyle: normalde doğru olduğunu bildiğin ve her zaman yaptığım herhangi bir şey var (33 sene içerisinde herhangi bir zamandayız), görüştüğüm ve görüşmemde sorun olmayan herhangi biri var, gittiğim ve gitmekte sorun görmediğim herhangi bir yer var, bir müzik var dinlediğim, bir giysi var giydiğim, bir inanç var inandığım herhangi bir şey olabilir ve: birisi bana gelip diyor ki  "yapma bunu, çünkü ben istemiyorum"  "çünkü ben üzülüyorum" "çünkü bana göre yanlış ve bu sebepten yapmamalısın" "sadece beni üzdüğü için bu yanlıştır" vb. welcome to the manipülasyonun anası world.  akıl sağlığınızın yerinde olduğuna güveniyorsanız. ne yapıyorduysanız o insandan önce lütfen yapmaya devam ed...

then dreams are the same.

saatler çok hızlı geçiyordu, dün ne yaptığımı hatırlamakta zorlanırdım, hangi aydı acabadan çok hızlı bir şekilde "o hangi yazdı ya" ya geldik. şimdi yılların ismini vermeyi bıraktım, zamansızlığa doğru koşuyorum. bir kaç günün ard arda aynı olmasından rahatsız olduğum zamanlar seneler içerisinde yaşanan boktanlıkların çok hızlı geçmesine sevinerek stabil halimi bütün dünyanın yanmasından bağımsız olarak korumaya çalıştığım zamanlara evrildi. hissizlik, gamsızlık, anlamsızlık, heycansızlık adını koyabiliriz farklı farklı. çok arabesk sound edecek ama bizi hayat bu hale getirdi diyebilir miyiz? her yaşananın bir öncekinin aynı olması sorunsalı, ben dışında yaşanan hayatlarında aşırı aynılığı bizleri bir şey yaşamanın herhangi bir manası olmadığına getirmedi mi? içimizdeki ölü ruhlarla küçük zevkler alma çabalarımızla günleri, yılları değil de artık hayatları deviriyoruz. ve en güzel kısmı sikimizde bile değil. diyebilir miyiz? ben diyorum. bunu kötü ve dark bir şey olduğun...

sen okuma anlamazsın.

öldürdüğün herkesin bir anda mezardan çıktığı ve sana koştuğu bir gece. sanki aynı anda çocukluğunsun ve aynı anda ölüm döşeğindesin. en iyi hissettiğin gün ve dibe vurduğun an aynı anda canlanıyor içinde. müthiş bir heyecan ve kahrolmak gibi aynı anda. panik atak anında rüya görüyor gibi. bu tek başıma benim anılarım olamaz gibi, hissedebiliyorum ne varsa ortalıkta boktan olan yaşıyorum gibi. başkalarının boktanlıklarını taşıyorum gibi.  üstüne hayvan gibi bina dikmişim temeli sağlamlaştırmadan gibi. bina sağlam da işte arada içimden geçiyor -ta ki uyuşturana kadar- çökecek kafama hissi. kafama ve hayatıma ve içime ve dışıma. mahvolucam biliyorum.  bir noktaya kadar kafamdakileri üzerine yıkabildiğim insanlar var. bir noktadan sonra o insanları ne kadar sevdiğimi farkedip konuşacak son insana gidişim var. o da ben. benle de konuşulmuyor ki. aşırı dark bi kafa. pis dibe çekerim. bilirler öldürürüm. bir anda ne olduğunu şaşırırsın. aşırı realistim çünkü. bunun adı herkes...

the only horrible thing in the world is gerçekten ennui.

boredom is a sign of satisfied ignorance, blunted apprehension, crass sympathies, dull understanding, feeble powers of attention, and irreclaimable weakness of character. james bridie boredom is certainly not an evil to be taken lightly: it will ultimately etch lines of true despair onto a face. It makes beings with as little love for each other as humans nonetheless seek each other with such intensity, and in this way becomes the source of sociability.” schopenhauer the only horrible thing in the world is ennui, Dorian. That is the one sin for which there is no forgiveness. oscar wilde - the picture of dorian gray. hepinize katılıyorum, tüm kötülüklerin anası alkol değil can sıkıntısıdır. ben.

okudum.

şafak nakajima - varoluşsal depresyon  Ülkemizde pek az tanınan Polonyalı psikiyatrist ve psikolog Kazimierz Dabrowski, bazı insanların kendi gelişimlerinin yolunu kendilerinin çizdiğinden söz eder. Bu insanlar, toplumun onlara dayattığı ezberci öğretileri sorgulayıp değerler baskısını reddeden, dolayısıyla kendilerine çizilmiş rol kalıplarını parçalayıp çıkarak sürüden ayrılan bireylerdir. Başkalarından farklıdırlar. Çoğunlukla daha zeki, daha geniş düşünen, bağımsız ruhlu ve hayal gücü yüksek insanlardır. Duyguları yoğun, empati güçleri derindir. Başkalarının yaşadığı sorun ve acıları içselleştirir; çözüme katkıda bulumak için sorumluluk ve risk almaktan çekinmezler. Ama bu insanların yaşamlarını zorlaştıran bir Aşil topukları vardır ki o da yaşamı sürekli ve derinlemesine sorgulamalarıdır. Evrenin sınırsızlığını, doğa olaylarının nedenlerini, biyolojik evrimi, insan topluluklarının sosyolojik, ekonomik ve tarihsel gelişimini kavradıkça, varoluşu açık...

okudum.

Mutluluğu hesaplamayı sevmiyorum, ruhsuz bir leke olabiliyor bazen doğa. Çok içmedim, niyetliyim sadece ince bir hayatın bütün ince renklerini yaşamaya Rüzgâr kıllı, pürüzlü bir bulutu sürüklüyor, bir çapa salınıyor denizin dibine ve yumuşak bir yelkencesine asılmış ruhum sallanıyor bu kahredici uçurumda. Ama seviyorum bu gazinoyu, kumul gibi, uzakları seyrediyorum buğulu pencereden, ince bir ışık demeti düşüyor buruşuk masa örtüsüne, Sonra yeşil sular içindeyim, sonra gül gibi kristaldeki şarap, sonra ne kadar da seviyorum havayı yaran martıyı. Osip Mandelstam

my manic ve cynical ben.

depresyon günlükleri falan mı yazsam. aşırı karanlık, insanların anasını sikecek bunaltıda boşaltsam mı buraya kafamdakileri diyorum. sonra diyorum ki "e zaten öyle yapıyosun salak" sanki mutlu bir yazı yazabilirmişim gibi. abarttığımı düşünmüyorum. hayat boktan derken güzellikleri görmediğimi düşünmüyorum. daha çok şöyle. hayat keyif verici bir şey yapmazken çok boktan. keyif verici şeyleri yapmaya yetecek maddi durum ve manevi motivasyonu bulamadığın zamanlarda aşırı boktan. buna hemfikir olmalıyız. sizin için bu motivasyonsuz zamanlar günde belki 15 dakika olabilir. benim için de keyifli zamanlar ayda saatler toplamı 2 günü geçmeyecek şekilde olabilir. gece (ya da sabah) tam uyumaya doğru gittiğim son 8 salisede aklımdan uyandığımda bulabileceğime inandığım motivasyonla yapabileceklerim geçiyor. gözümü açtığımda "kim söyledi lan o cümleleri kulağıma" diyorum. o kadar yabancılaşıyorum ki o yapabileceklerine inanan insana. deli heralde diyorum. uykusu...

hey taro.

hayattaki çoğu şeyin neden, nasıl ve ne kadar önemsiz olduğunu çok fazla anlattığımı düşünüyorum. bu her zaman umursamazlık ve melankoli karışık bir durum yaratıyor gibi görünse de pek öyle değil, şöyle ki; umursadığım çok az şey var. birincisi ve en önemlisi akıl sağlığım ve huzurum. bunun hakkında konuşmak istiyorum.  bunları (akıl sağlığı ve huzur) en fazla (evet fazla) umursadığımdan dolayı da bir hayli stabil ve dengeli olan ruh halimin bozulmasına sebep olacak şeylerden usain bolt gibi kaçmaktayım. kaçamadığım durumlar tabii ki gerçekleşiyor zira peygamber değilim. hissedebiliyorum bir şeyler. boktan bir durum yaşandığı anda ilk yaptığım nasıl eski sabit (mutlu değil) halime dönebilirim oluyor. bunun çıkış yolunu arayıp buluyorum bir kaç fire vererek kısa sürede eski halime dönebiliyorum.  çoğu insana göre aşırı sıkıcı bir hayat yaşıyorum. çoğu insana göre "zamanı kaçırıyorum" çoğu insana göre yapılması gereken hiçbir şeyi yapmıyorum. zira ben çoğunluğun (bulundu...

rust. cohle.

bişey hissetmeye çalışmak. çağımızın problemi olabilir mi? olabilir. HERHANGİ bir şey hissetmeye çalıştığın zaman da sorun haline dönüşebilir. uyarıcılar, uyuşturucular, çeşitli acılar vb. zira sevmek çok abartılmış durumda. herkes her şeyi kısa süreliğine seviyor. bir sonraki seveceği şeyi bulana kadar aşırı seviyor, bağlanıyor, vazgeçemiyor. ta ki vazgeçene kadar. çok basit çözümler, çok karmaşık problemlere veriliyor. çözülmemişler gömülünce de doğal olarak - çok doğal olarak - deliriyorsun, deliriyorlar, deliriyoruz. herkes çeşitli şekilerde deliriyor. delirmeyi de normalleştirdiğimize göre, devam. delirdik ve mantıklı hislere ulaşımı kaybettik. ne yapabiliriz diye soruyorlar? şaka şaka kimse bi skim sormuyor. sorsalar zaten problemin farkında olurlar ve deli olmazlar değil mi? devam ediyorlar. yollarına çıkan her sorunu ezerek, gömerek, gömemezlerse varlığını yok sayarak devam ediyorlar. ediyoruz. beynimde arkada çalışan bir aplikasyon gibi kalıyor diyordu birisi. ne k...

VAROLUŞÇU PSİKOTERAPİ--- Irvin D. Yalom

VAROLUŞÇU PSİKOTERAPİ ÖLÜM: "İnsan büyük bir boşluktan, ciddi bir hastalıktan, yeni doğmuş gibi, derisini dökmüş bir şekilde, daha duyarlı ve kötücül neşe için daha duyarlı bir damak zevkiyle, bütün iyi şeyler için daha duyarlı bir dille, daha büyük bir keyifle, tehlikeli bir masumiyetle, daha çocuksu bir şekilde, ama daha önce hiç olmadığı kadar kurnaz bir şekilde çıkar. " Nietzche "Ölümün sunduğu karanlık arka plan, hayatın yumuşak renklerini bütün saflığıyla öne çıkarır." Santaya Sorumluluğun üstlenilmesi kişinin nihai kurtarıcıya olan inancından vazgeçmesiyle de sonuçlanmaktadır. ANLAMSIZLIK: "Şu anda yaptığım ve yarın yapacağım şeyden ne yarar gelecek? Benim bütün hayatımdan ne yarar gelecek? Başka şekilde ifade edecek olursam - Neden yaşamalıyım? Neden bir şey yapmalıyım. Yine başka bir ifade ile: Beni bekleyen kaçınılmaz ölümle tahrip olmayacak herhangi bir anlam var mı hayatta? Tolstoy Nevroz: Anlamını bulamamış olan ruhun acı çekme...

susalım mı az.

peki şöyle bir şey var, hayat boktan, evet zor, istediğimiz çoğu şey olmuyor, hadi oldu yetmiyor, tatmin olamıyoruz, tahammül edemiyoruz, motivasyon sıfır, ya uykumuz var uyuyamıyoruz ya da uykumuz yok uyumamız gerekiyor, sıçamıyoruz, açız ama canımız yemek istemiyor falan falan ya... rahat bıraksak diyorum. uğraşmasak. kimse kimseye karışmasa en azından lafta yani. azcık siktir etsek mesela birbirimizi. ne yaptığımızı, ne düşündüğümüzü, ne istediğimizi falan bıraksak. sormasak en azından, sorarsak da yargılamasak en azından, çok aşırı söylemek istiyorsan söyle de cevap bekleme falan ne biliyim ya. azcık daha düşünerek konuşabiliriz belki. gelişigüzel değil de, zoraki sessizlik doldurmak amaçlı değil de. small talk değil yani sikeyim small talku kim çıkardıysa şunu herkes kendini zorunlu hissediyor sanırım yine dış güçlerin oyunu bu. onlarda daha çok var. gözgöze geldiği an soru sorma ihtiyacı doğuyor. yüzüne gülümsedin sıçtın bittin. hayat hikayeni anlatırsın. anlattırır. dinler bi ...

heryer heryerde.

kendimi bildim bileli, kendimi bilmem de ilk anneannemin adının anne ya da anneanne ya da teyze değil de şaziye olduğunu öğrenip şok olduğum 5 yaşım falandır, böyleyim.  böyle derken nedir; anlamsızım. anlamları kabul edemiyor, bir türlü yaşama motivasyonu bulamıyorum.  bayılarak izliyorum motive insanları. gözlerinin arkasına bakmaya çalışıyorum izlerken heycanlarını, robot mu lan acaba? diye. nasıl inanarak, nasıl hırslı, istekli ve mutlu olacağından emin anlatıyor yapacaklarını. ben sabah uyandığımda 'kakamı rahat yapabilecek miyim lan acaba' stresini, yapınca da efsane mutluluğunu yaşarken insanlar yılların olacaklarına okey olmuşlar?  sorgulamak asla yok bende. banane amk. ama dinlerim uzun uzun dinlerim. bana uzay gibi. cosmos izlemek gibi insanların motivasyonları. zira o kadar anlamıyorum ki... o kadar hoşuma gidiyor ki bazen o halleri insanların. masal gibi sanki. o korunaklı dünyalarından henüz çıkmamış, kimse daha dürtmemiş, hiçbir "asla hayatımdan çıkmayacak...

NO.

Sözde büyüyorsun diyorlar... Yaş alıyor, yaşlanıyorsun. Tecrübeler, yaşadıkların hayatını kolaylaştırmalı değil mi? Belki gelişine vurulan topları bile göğsünde yavaşlatabiliyorsun. Belki gamsızlık mertebesine doğru hızlı adımlarla gidiyorsun. Fakat büyümek lafı pek oturmuyor buna. Neden diceksin... Bence küçülmek bu daha çok. Hayat eskiden baktığında ucu bucağı olmayan bir beyaz boşluk gibiydi. Şimdi içinde var ettiğin ve fazla yakınlaştığın kara delik ile kucaklaşıyorsun. Her şeyi oraya çekiyorsun yoksa da bırakıyor ve devam ediyorsun. Ucu bucağı olmayan, gerisi berisi bilinmeyen, ne olacağını tahmin edemediğin hiçbir şey kalmamış. Her şey kategorize edilip rafa kaldırılıyor daha kokusunu aldığın an. Olacaklar sanki hep yazılmış gibi. Yanılma ihtimalin vs. yanılmazsan çekeceğin ızdırap denklemi içerisinde ben gaçhayım diyerek yaşıyorsun.  Yaş alıyorsun evet. Büyümek diyorlar fakat NO. Büyük no evet. Baya küçücük kalıyorsun. Sen ve içinde herkesin yok olduğu kara delik....

Eski berjer sorunu.

Eski yerler mi yeni hisler mi yazdırıyor bilmiyorum. İkisinin de peşinden koşmadığıma eminim. Yüzyıldır içinde olduğum halden koparan herhangi bir şeye karşı ilgi duymuyorum, duyamıyorum, duymak istemiyorum eminim.  Bir yorum var nereden geldiğini bilmeden de olsa bende yer etmiş, aklıma her geldiğinde de kısa bir gülümseme ardından hassiktir ordan demekten kendimi alamadığım...  Yine geçti aklımdan bugün. Eski berjerlerin etkisi olsa gerek, tozlu raflardan çıkarttım.  "Hatırlasana bir kadeh rakı, birkaç tane sokak kuşu ve dünyayı iki kişilik yapabildiğin biriyle karşı karşıya olduğunda ne kadar dingin ve kendinden emin oluyorsun."  Evet. Bana söylemişler.  İki yanlış var burda; dünya asla iki kişilik olmuyor. Her zaman iki kişinin varolduğu senaryolarda iki ayrı dünyanın savaşını görüyorsun, her daim sonunda kaybeden biri oluyor. Diğeri daha da yanlış; bir kadeh rakıdan mutlu olan yok. Her daim üç, dört, beş ve aşırı mutlusun ve sabahına ölm...