Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Blog yazarları

Fotoğrafım
ihaveasmileonmyface
kedilerle ciddi düşünüyorum. a cynical misanthrope.

Yağmur ve müthiş kokusu?!

Belki de mesela paralel evren vardır? Belki de ben şuan elimin altında tombul tüylü bir kedi yarın sabah hangi kediyi alsam diye düşünüyorumdur. Belki de benim paralel evrende bir versiyonum vardır, biraz sonra hangi felaketin yarattığı psikolojiye gireceğini düşünmeden uyuyabilen..  Belki mesela bir dünya olabilir güzel olan, ki bence yaşadığımız dünya ancak bir kabus olabilecek halde, o derece çökmüş bir ırkla savaşmakta. İnsan ırkı tarafından deşilmekte ve yok edilmekte. Mesela ben dünya olsam ve elimde olsa sallayarak atardım hepsini. Yer kürenin çökmesini ve insanların sonunun gelmesini sağlardım. Çünkü biz yok olmalıyız. Bir yanlışlık olmalı! Diyorum her bir yeni insanla olan münasebetimde. Bir yanlışlık olmalı. Beyin diyorlar, önemli diyorlar, hayvanlar şöyle böyle çünki nedir? Biz düşünüyoruz diyorlar. Bakıyorum da, düşünmek güzel bir şey mi? Düşünmek yararlı mı? Yarar mı daha çok yoksa zarar mı? Zarar o kadar büyük ki bazen uyandığın zaman şaşırıyorsun hala dünya ve insanl...

Her bitiş bir bitiştir, her başlangıç ise yeni bir bitiştir.

İçimde pislikler var. Herkesin var. Benimkileri tanıyorum hep vardı hep oradaydı. Keşke herkes tanışsa içindekilerle. Ben tanıştım, gömüldüm içeri, yarattım kendi dünyamı. İçindeyim. Çıkmaya çalıştığım, ışığın tatlı geldiği anlar oluyor. Hemen geçiyor. Geçiriyorum. Kaçıyorum. İçerilere!!! Biraz zaman geçtiğinde hep çarptığım aynı duvar. Kendi ördüğüm duvarlar. O kadar zor yıkılması, hissediyorum. Yıkılmasını istemiyorum zor inşa ettik el ele. Fakar o kadar çarpıyorum o duvarlara, hissizleşene dek. Duvardan duvara.. Bağıra çağıra. Her şey duvarın içinde gerçekleşiyor. Çıkmaya çalıştık mı bir kaç kez? Evvvet! Denedik mi?? Evveet. Tabi ki ne oldu. Siktiğimin duvarı daha sağlam oldu. Yıkmaya çalışan içimdeki zavallı hala ezik duygulara yenilen kör ruhum! Seni de söküp atmak tek isteğim. Hala var olmak çabasındasın. Hala ben de varım demek ve aynı zamanda her gün, her saniye fark etmektesin sen var olamayacak kadar gömülmüşsün kafanın içine. Kimseyi o duvarların içerisine sokup işkenceye ma...

hiç kimseye.

Nasıl bir ruha sahip olmak isterdiniz. Ben sıcak bir ruh isterdim. Hissedebileceğim sıcaklıkta. Bir yenilik, bir insan, bir gelecek gördüğü zaman ateşi çıkan bir ruh. Geleceği hisseden bir ruh.  Bir kafa isterdim adam gibi şöyle. Bir kafa ki plan yapabilsin. İstesin ruhu ve beyniyle odaklanabilsin. İstesin.  Ellerim bile benim değil gibi kimi zaman.  Hissedemiyorum. Bu bir yolculuksa ben sonunu göremiyorum. Düşünemiyorum ve isteyemiyorum.  Bu non-stop küfrettiğim dünyada acıdan başka bir şey göremiyorum. Acıdan başkasını hissedemiyorum çoğu zaman.  Ve biliyorum kendim öldürdüm, neyse o ateşten ruh içimdeki ben söndürdüm, ben yaktım küllerini camdan attım. Yok ettim sevinci de, isteği de, aşkı da, özlemi umudu ne bokum iyi hissettirdiği sanılan his varsa.  Gereksiz dedim. Gereksizdi, çok acıtıyor, çok zaman alıyor, çok fazla dedim ve yok ettim. Gitsin dedim her şeye. Gittiler.  Şimdi bunalımın babası var. Babası.  Ana...

manik değil.

Sanki yeterli gibi. Bütün bunlar bu sayılar tarihler anlamlı gibi. Sadece senede bir defa bir manası var gibi. Ve bu defa bu tarihe bu saate baktığımda yetmiş gibi hissediyorum. Sanki odamın kapısını kapatıp gelip oturduğum zaman bir daha dışarı çıkmam gerekmiyormuş gibi. Her adımım, her lafım, her yazım, her anım sonmuş gibi bugün. 27 sene bitmiş ve fakat sanki yetmiş gibi. Devamı gelmese de olur gibi. Her şey loopta gibi. Bu andayım şuan ve geçmişe bakıyorum. Her şey aynılaşmış. Hani bir period biter ve başa sararsın artık bitmiş ve başa dönülmüş gibi. Hiç bir yeniliğin yeni hissi kalmamış, her şey eskimiş ve değeri yok edilmiş gibi. Bu dünya da yaşanacak çok şey var gibi gelirken şimdi yaşanmayanları bile düşünmek yoruyor belki o yüzden. Belki ben çok fazla yaşıyorum diyedir. Diğerleri gibi olabilsem belki de yorulmazdım bu kadar. Belki ben her şeyi hissetmesem ve her olacağa aslında bitmek üzere olan bir şeyin hüznüyle bakmasam bu kadar yorulmazdım. Bu kadar yetmezdi bana yaş...

at geldi, at gitti.

hımmm hımm hımmııı hiçbir şey yokken ortada ayak parmaklarımdan başladı gelmeye, yukarıya doğru. hiçbir şey yokken sadece bembeyaz yatağın içinde yatıp tavana bakıyorken. tırmandı bacaklarıma doğru. mideme geldiğinde bayılmak istedim hatta bir saniye de olsa gitmek istedim tamamen.  hem yumruklar vardı hem de tırnaklar geçirildi. durduramadığım o hisse kapılmak zorunda kaldım. kollarıma geldiğinde bıraktım her şeyi. bıraktım her şeyi. toplam 2 (iki) dakika sürdü. kabusun içerisinde uyanıktım. her şeyi bir anda hatırladım. çocukluğumda açamadığım pencereyi, ergenliğin en ergenimsi acılarını, yetişkinliğe atılacak adımlarımı engelleyenleri. her şeyden uzaktım ve hepsini aynı anda yaşıyordum. kaburga kemiklerimin altında bir at vardı sanki oradan oraya koşan. tepinen bir AT. kırmaya, yarmaya çalışıyordu. Git dedim. AT dedim, GİT.  ve ağladım.  öyle güzel ağladım. öyle güzel gözyaşları. o kadar nefret ederim onlardan ki, sevemedim yine fakat güzeldi ağlamak. deneyimd...

huzur nedir. yenir mi.

Hi little kitty.  huzuru bulabilmek önemli olan. nerede yaşanıyor ve yaşatılıyorsa o kodumun huzuru. varlığı yokluğu günde bir milyon kez yer değiştiren hayalet huzur. bir anda yakaladığımı sanıyorken kendimi arkasında nefes nefese koşarken buluyorum. gel geleceksen. ya da siktir git rüyalarımdan. zor olan değil hiçbir zaman istediğim. asla olamayacak şeyler istediğimi sanmamın sebebi hiç ben olmadım. anlıyorum artık, şuan geri çeviremezsiniz. istediklerim güzel ve normal. bir taro ile elde ettiğimi istedim hep. o kadarcık. bir müzik bir müzik daha. üstüne karanlık. üstüne dürtülmemek. üstüne kaygısızlık. yalnızlıkta bulabildiğim huzuru kaçırmadan yanımda duranlar. yanında durduklarım. ah ne az. ne çok konuşuyorsunuz çünkü o yüzden. bazen cümleleri nasıl anladığımı düşünüyorum. çünkü anlıyorum ve anlama çabasında değilken. bazen kafamın çok dolu olduğunu hissediyorum bazen de bomboş. bomboş olan haline hasta olduğumu söylememe gerek yok.. adeta bir idiot oluyorum...

naber?

Of ne büyük duygular yeşeriyor içimde. En içerilerde kalmış, bebekken koymuşlar fakat büyümemiş. Su verilmemiş. Bugünlerde görüyorum kendilerini. O duyguların gelip karşıma oturmaları. Endişeli gözlerimi görebilirsiniz. Hem de en uzaklardan bile... Endişeden yaşarmış olabilirler. Korku değil bak. Endişe.  Kendini şaşırmış gözler bunlar. Daha önce hiç görmedikleri canavarımsı bir yaratığa bakan gözler gibi. Tanışmak istiyor fakat korkuyor.  Biz dostuz. Sen benim içimde büyümüşsün. Çocuğum gibisin. Sen benimsin, benden bir parçasın... Fakat korkuyorum neden biliyor musun? En çok senden çıkan seni yaralar. En çok seni üzen, sensin aslında. Bunu anlamanız zaman alabilir. Anlamadan da ölebilirsiniz. O duygular sizin içinizde büyüyor. Kendiniz suluyorsunuz, yemeğini, mamasını, ilacını, kanını, ruhunu siz veriyorsunuz.  Sizsiniz bütün acıların sahibi. Biziz bütün aşkları var eden. Bizden çıkma bütün o geri dönüşümü yapılmayan duygu yıkıntıları.  ...

Bir anlayış var ettin.

bana biri bugün dedi ki "anladığım şeyler okumak istiyorum" aslında demek istedi ki "anlayabildiğim insanların yazdıklarını okumak istiyorum"  sonra dedi ki "senin yazdıklarını anlıyorum" hassiktir lan dedim içimden. çok şaşırdım. belki ona bu kadar şaşırdığımı gösteremedim. nitekim ben de anlamadım ilk başta o kadar şaşırmış olduğumu. sonra durup düşünürken buldum kendimi. yine flach backler yine tanıdık insanlar. yine sorguladıklarım...  bana birisi demişti ki, en yakınlardan birisi, hayatımın içinden hatta benim anladığım birisi,  "neyse ki kimse anlayamaz yazdıklarını.." " neyse ki " dedi. " kimse anlayamaz " dedi. o gün ben anlaşılmak ile ilgili tüm kaygılarımı yitirdim. oymuş benim sınırım. demek dedim, sen de anlayamadıysan. ben gerçekten anlatmıyorum. ben düşüncelerin ellerimden klavyeye akmasına izin verirken aslında cümle kurmuyorum demek dedim. içimden söyledim, yüzüne söylemedim.  çok durmamıştım üstün...

kim lan bu

Bazen bazı kelimeler, müzikler, bir laf, bir koku, bir ses, bir insanı hatırlatır. Eskilerde tanıdığını düşündüğün bir insanı. Çıkartmaya çalışırsın adını, yüzünü kim olduğunu. O kadar uzaksındır artık ama hatıralar uzaklaşsa bile kalır bir yerlerde. O eskiden tanıdığını sandığın insan, eskiden olduğun insandır. O kadar uzaktır sana artık. Ve bir o kadar da tanınmaz halde. Yine de içinde bir ürperme olur. Yine de sana bir şeyler anlatır. Artık büyümek değildir bu hissedilen, yaşlanmaktır. Dönüp arkana baktığın zaman, eskiden olduğun insancığa "kim bu çocuk" diyorsan, bazı şeylerin zamanı geçmiştir. Bazı şeyler eskimeye yüz tutmuş, bazı hisler artık tanınmaz olmuştur. Bazı sen'ler, sen olanlar ise ölmüştür. Ruhu ile karşılaştığın zaman da sana bunları yazdırır.

Biliyor musun.

Amaç?  Diye soruyorlar. Nedir? Biliyor musun? Söyle o zaman. Bence hiç kimsenin bildiği değil. Bence bildiğinizi sandığınız ne varsa yanlış. Bilmiyor olmak daha değerli geliyor bu zamanlarda.  "Bilmiyorum" diyenlere olan saygım büyük.  Çünkü ben tek bir şeyden emin olabildim. Biliyorum dediğim ne varsa hepsi kayboldu.  Çünkü ben biliyorum diyen ne kadar insan varsa yanlışa düştüklerinde bile "bilmiyorum" dememek adına yalana devam ettiklerini gördüm. Ve ben uzaklaştım.  Birilerinin yüzlerine çelişkilerini söylediğinde ne yapıyorlar biliyor musun? Gözünün içine bakarak yalan söylüyorlar. Ve kabul etmiyorlar.  Birinin karşısına geçip de "hiç düşündün mü?" dediğin zaman.  "Tabii ki" diyor. Aslında bunu söylerken bile basitleşiyor. Bir insan her şeyi nasıl düşünebilir ki... Bir ömrünü düşünerek geçirip ölmüş bir insanı kaldırıp sorsan sana "çözdüm ben" diyebilir mi? Peki sen nasıl bu kadar farkındasın ve eminsin ...

something vague.

karamsarlığımın, sevimliliğimle çeliştiğini biliyorum. hangisini değiştirebilirim fikrim yok. felsefem; insanlık yok olsun derken, kendimi yok etme çabamı küçümsüyorum. sevemiyor, güvenmiyor, tiksiniyorum. çünkü görüyorum. evrende ne kadar gizli mesaj varsa sanki önce benim kalbimden geçiyor.  önce bende var oluyor sonra hepsini yaşatıyorum. sağlamasını insanlığın boka batmış ruhlarıyla yapıyorum. acımıyorum onlara, gidişlerinde arkalarından bile bakmıyorum.  bazen narsist davranışları eleştirirken aynaya bakıyorum. aynada gördüğümü öldürüyor ve yeni bir ruha yol alıyorum.  bende binlercesi var... hepimizde olduğu gibi.  çelişkilerin içerisinde istenmeyen bir varlık olarak doğduğun zaman, ruhun bir milyon parçaya bölünüyor. ve hepsi başka yollarda kayboluyor. birileri senin var oluşun için ağlamış zamanında.  kabul edilemez fikirlerinle yoruyorsun herkesi.  insan kendini sevebilir mi? bence insan yalnızca kendini sevebilir. başkasını severke...

öf bile değil bu

Sana bile değil bu amacını şaşırmış hisler. Senin hissedişini gördükçe canlanıyorum.  Senin sevebildiğini gördükçe yaşadığımı hissediyorum. Bana ellerimi, ayaklarımı değil ruhumu hissettirdin. Yalnızca var olduğum anların birden bire her şeye bedel olabileceğini aynı anda yok olmanın da önemsizliğini öğrendim senden. İçimde ne kadar çürümüşlük varsa senin zevkten parlayan gözlerini gördükçe yenileniyor. Keyfin tanımını duruşunla yaparken ben izlerim. Yeniden yaratıyorsun içimdekini. Sevgiden öte bir şey. Bambaşka bir huzur bu. Tarifsiz bir bağlılık.  Bana verdiklerinin sende var olduğunu bilmek, görebilmek bir insanın var oluşunun bu kadar güzel olabildiğini...  İnanıyorum yeniden. Yeniden bağışlıyorum kendimi daha önce sevemediklerimi. Küfürlerim, lanet edişlerim senin yanına yakışmıyor. Senin yaşamdan kopmuş ruhunun bağlı olduğu, hissedebildiği ne varsa görüyorum.  Ve ruhunun yaşadığı anlara tanık olduğum zamanlarla kutsanmam bu yüzden.  Nadir ...

Fikirlerim; dengesi hassas. 3

Kimse kimsenin olmayacak zaten. Kimse kimsenin değilse bile, kimse kimseye ait olmayacak ve asla bunu talep etmeyecekse bile, kimse kimseye " sonsuza dek " yalanını söylemeyecekse bile... Çok mühim bir soru vardır bazı anlarda sorulması gereken.  Bu hayatı, bu yaşanan güzel anları koruyan.  O an gelir ve o soru sorulmaz ise bütün denge alt üst olacak ve kurulan düzen bir anda yıkılıp sessizliğe boğacaktır insanı. Bir tane sorulmamış soru olur ve her şey bir daha yüzeye çıkamayacak kadar derine gömülür.  İşte bu soru gülümseyen bir insana sorulur,  Konuşabilen ve paylaşabilen bir insana sorulur,  Cevap vermeyen bir insana sorulur. Bu soru susan insana sorulur. Kimse, kimsenin olmayacak. Fakat bir insan günün orta yerinde susuyorsa. Ona " Neden sustun? " diye sormak gerekir.  Bu sorunun olmadığı bir hayatta yaşayan kişinin birden fazla hayatı görebilmesi, ona dokunabilmesi, onunla konuşabilmesi ya da herhangi bir şeyi öldürmeden paylaşabilmesi mümk...

Fikirlerim; sabitim. 2

Hayatlar yaşanıyor ve bu hayatlar paralel. İç içe geçmeye olan merakımız ve bitmek bilmez sahip olma arzumuz ile kısacık yaşamı ızdırap haline getirmemiz manasız değil mi?  Hayatlar ayrı ayrı daha görülesi. Daha canlı. Ölmüyor hisler, ölmüyor an'lar, öldürmüyoruz hiç kimseyi.  Kimse, kimsenin olamaz zaten derken bundan bahsediyorum. Olabilirsin aslında fakat bir taraf mutlaka ölür. Ve ancak böyle bitersin. Ancak böyle başka bir ölümlü birlikteliğe yol alırsın. Görüyorum herkes gömüyor kendi cesetlerini ve üstünde dans ediyor başka ceset-olacaklar ile.  Yan yana dururken yaşanan zevklerin iç içe geçildiğinde yaşanamayacağını görüyoruz. Net. Yan yana dururken çekilen acıların iç içe geçildiğinde öldürücü darbeler haline geldiğini de görüyoruz. Ağlıyorlar katılarak. Bunların hepsini ben doğuştan kabul ederek ve sindirerek yaşamış olsaydım bir çok çöp anıya sahip olmamış, adını bile hatırlamadığım berbat hislerle gecelerce uyumamış ve uyanmamış olurdum.  Zama...

Fikir bu aslında, gerisi var. 1

Kimse, kimsenin olmasın diyorum. Bunu yanlış söylüyorum aslında.  Kimse zaten kimsenin olamaz, demek istiyorum.  Olmaya çabalarken yormayalım birbirimizi diye istiyorum bunu. İsteklerimin gerçekçiliğine karşı gelen bir dolu ses'e cevap olarak söylüyorum bunu... Bunu söylerken bir dolu ses de benden çıkıyor. Hiç susmayan iç sesimle muhabbetlerim esnasında... Kimsenin olmayalım yine de kimsesiz kalmayalım istiyorum.  Yalnızlık zor iş. Yalnız olmak da imkansız. Dağlara kaçasım gelmiyor mu? Evet.  Paylaşmak isteği durdurulamaz bir bağımlılık olsa gerek, ben damarlarımda,hücrelerimde hissederim eksikliğini.  Paylaşabilirsin benimle. Ben hiçbir zaman senin olmayacak da olsam seninle olabilirim mesela. Ben çok güzel birlikte olabilirim. En güzeli de gülebiliyorum. Her şeye gülebilirim. Sen gülmüyorsan bile ben senin gülmeni sağlayabilirim. Yalnızca ortamdaki ağırlığı giderip devam edebilmek adına bile buna çalışabilirim. Ki basittir... Benim için her zaman...

Sanırım gidiyorum.

Yine halet-i ruhiye'm ayaklandı. Bir oraya, bir buraya gezerken ayaklarını yere vurarak, sesinden kaçıyorum. Bir an bitti sandım hava kararırken. Bu son gidişi sandım düşüncelerimin, beni terk ettikleri an. Bir sürelik terkedişlerden değildir belki bir daha hiç dönmezler, kaybolurlar sandım.  Sonra kalabalık geldi, gürültü. Karanlık gitti ve rahatsız edici ışığıyla gözüme, beynime tekrar girdiler. Düşüncelerim.  Sonra okumaya başladım eski bile olsa yazılanlardan, bana huzur veren karanlık anlardan, anlarımızdan. Okudukça sustu kalabalık. Bir zamanlar kurulmuş hayallerin yerini yeller almış. Ben yine de mutluyum, önceden olabildiğim insanı düşündüğüm zaman. Başarabildiğim birliktelikleri, sevebildiklerimi düşündüğüm zaman mutluyum.  Bu içi sevgisizlikten ve nefretten kavrulan kadından, üstüne öfke katılmış yalnızlıktan sıyrılıp o anları yaşamaya gidebiliyorum.  Eski fakat ben okuyorum. Görebiliyorum, o kadar canlı ve renkli.  Tanımadığım sokaklarda dol...

öf.vol.657

Endorfin yerlerde. Is it because I lied when I was 17? Buz olmuş kahve, damlacıklardan dışarısı görünmüyor. Görünse ne yarar karşı dairenin düzensiz asılmış bokum gibi yıkanmış çamaşırlarına bakıp sinirlerimi tepeme çıkarmanın lüzumu yok.  Bir de uçuyoruz biz. Alkol testi yapıyorlar asıl yapılması gereken endorfin testi değil mi? Mutluluk hormonu bassalar ya bize biraz. Çikolata sevmeyen bünyeler ne yapacak? Nasıl gülecekler kedi görmüş gibi. Why is it raining so cold?  Ben de istemez miyim deniz görmek? Ben de toprağa, çimene basmak istemez miyim? Kahvem sıcak olsun, yanımda sevdiğimin elleri, huzur dolu bakışları falan... Yazarken bile içimden biri "bi siktir git" diyor. Etta James dinliyorum yani benden bi bok olmaz. Ver oradan bir doz hüzün. Ancak bunu bilirim. Ancak çok aşırı eğlenebilirim. Ya da çok güzel içine ederim her şeyin.  I would rather go blind boy, yani Allahım kör et beni. diyor Ettacığım.  Of beynime gitmeyen oksijen nereye gidiyor lan! 

Ama ama...

Herkes içine dönsün bir baksın dedik. Döndünüz mü? Fazla mı döndünüz, iç savaşlarda yoruldunuz mu? Asla bitmeyecek ve sonucuna ölerek ulaşacağımız savaşa başladık mı? Peki bu savaş devam ederken dışarıda olup biten savaşı unuttuk mu? Kesinlikle! Bir dönüp bakmışsın kan revan ortalık. Toparlayamazsın. İçeride hala bağıran bir iç ses var. Değişim ve gelişim isteyen ve her adımında başka bir ruh katilinden kaçıp içerilere saklanan. En büyük savaşının kahramanı içeride hala canla başla kurtarma çabasında, sen dışarıdaki darbelerde de yardım istiyorsun.  "Senin kendi savaşın dururken, başka düşmanlara yerin yok." demişti bana. Dinledim, dinliyorum hala. Sürekli aynı sesi duyuyorum, beynimde dönen ve kaçıyorum da. Kaçamıyorum da.  Ama ama... İç ses ayrı, dış ses ayrı. 

Lan.

İnsan aşık olduğu zaman şekiller ve şarkılar değişiyormuş. Sessizlikte kafanın içerisinde yarattığın melodiler... Aşık hali salakmış insanın.  B12 eksikliği gibiymiş aşk. Dengeni yitirirmişsin. Ruhsal bir hastalık bu, ruh doktoruna gitmeni gerektiren. Fakat tedaviyi reddettiğin. Onu bile, kendisini bile istemediğin ve hatta tek bir şey bile istemediğin günlermiş aşk. İsteme yetisini kaybetmek ve içindekilere yoğunlaşmakmış.  Olup bitenleri, olmayanları, kokusunu ve sesini hayal edip düşünerek sabah güneşe kadar kavrulduğun gecelermiş aşk. Aynaya bakıp kalıyormuşsun, kendini ilk defa gören bebek gibi, şaşkın, yeni, masum.  Gözlerin parlakmış aslında ve sonrasında mutlaka ıslakmış aşıksan.

Helikopterler. Gelsin.

İnsanlığa dair umutlarım var hala fakat benim yaşayıp biteceğim dönem içerisinde bu umutlara yer yok. Bunun alışılmış bir söylem olmadığının farkındayım. Alışılmış olmaması ve mantıklı olması ilgisiz. Bir şeyi herkes biliyor ve herkes yapabiliyor olsaydı hayat çok farklı bir boyutta olurdu, öyle değil mi?  Ben düşüncelerimi yazdığım zaman olabiliyor fakat birilerine söylediğin zaman başka bir boyut kazanıyor. Çünkü kendisine söylendiği zaman ancak insan "benden de bahsediyor" diyebiliyor. Ve kendinden de bahsediyor aslında diyemese bile kendini mutlaka içine katıyor. "Evet, ben de insanım. Bu durumda benim de mi yok olmamı istiyor aceba?" Diyebiliyor. Genel olarak evet. Herkesin çok gereksiz olduğunu düşünüyorum. Bir şeyler üreten ve gerçekten hayata değil ama dünyaya katkısı olabilen insanları ayrı tutuyorum. Bir de sanatçıları tabi ki. Bu boş hayatta beynini olmasa bile ruhunun bir bölümünü daha işe yarar olması, bir bölümünün daha hissedilebilmesi, sevgiyle takd...