Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Blog yazarları

Fotoğrafım
ihaveasmileonmyface
kedilerle ciddi düşünüyorum. a cynical misanthrope.

ben yaptım.

bütün gün neleri kotarıyoruz, sinir harplerini yatıştırıyoruz, insan idare ediyoruz, kahkaha atıyoruz hemen akabinde tekrar dibe vuruyoruz fakat günü bitiriyoruz. başarılı günler yaşıyoruz genellikle... gün bitiyor fakat biz bitemiyoruz. kapatamıyoruz kendimizi. çünkü en sonunda kendimizi yine aynı yenilgin duygularla buluyoruz. yine o kırılgan, olmamış, beceriksiz duygular sarıyor benliği. yine oturduğumuz yerde bir şeyleri kazanmış olmanın hissini arıyoruz. fakat hissedilen hep yarım kalanlar. fakat hissedilen hep kaybetmiş biri gibi. bu eziklik nereden geliyor hiç çözemedim.. deniyorum çözmeyi bu sabah. benim gecem olan sabahta. sanki her gün bir şeyler var etsem bile günün sonunda elimden kayıp gitmişler gibi. insanların etrafında olabildiğim insan nereye gidiyor? insanların etrafındayken hissettiğim o net duygular nereye gidiyor. oynadığım o insan o kadar sahte ki, hemen yok oluyor işte. olan bu. yalnızken eziksin. yalnızken yalnızsın işte. duvara gerek yok, yanılsamaya ge...

durum bildirimi.

bak biraz bak. başkaları da bir şeyler söylüyor ya hani? senin sesin dışında sesler var hani.. onlar sana konuşuyor. seninle konuşamıyor zira, iletişim karşılıklıdır. veri girişi ve geri bildirim gerek. geri bildirim senin kafandan geçenlerin sunumu değildir. geri bildirim için karşındakinin söylediğini fiziksel olarak duyman ve çözümlemen gerek. anlaman gerek. algı! you know? bildin mi? algı. algıladın. sonra kendi düşünceni bir kenara koy. duyuyorum diyorsun ki, kendi düşüncemi nasıl.. nasıl kenara koymak? nas? evet. senin düşüncen. orada sadece.. her yerde değil. diğer insanlar var ya hani, görüyorsun, anlatıyorsun, onlar için bütün bu roller, bütün bu çaba. işte onların düşündükleri seninkinden farklı olabiliyor. inanılmaz dimi! hepimiz geçtik bu evreden.. 13 yaşımızda falan. olabilir.. sen geçmemişsindir. bu şok edici bilgiyi ben sana vermiş olayım. başka düşünceler de var. ve kimse bilmeyebilir hangisinin doğru olduğunu. değişik dimi. evet doğrunun olmadığı düşünceler var. ...
hiç uyumayan insanlarız biz. gülümsemesi bile saniyelerle sınırlı. keyfi bile çocukluğunda bırakmış insanlarız. bir kaç an toplayıp kafamızda hayatı yaşamaya sebep buluyoruz. bir günlük ömrü olan nedenlerimiz var. değer dediğimiz ne varsa saatler sonunda yaşamını yitiriyor. 
ben senin ruhunu hissediyorum çocuk. sen beni hissediyor musun? sen benim gülümsememi hissettiğin kadar, gülmediğimi de görebiliyor musun? aslında üzüldüğüm zamanlar var ve bunların bende kaldığını görebiliyor musun çocuk? sustuğum zaman fark ediyor musun? neden sustuğumu anlıyor musun?  gittiğim zamanlar oluyor artık, zaman zaman burada değilim. sen biliyor musun? çok istiyorum gitmek.. çok istiyorum bu bana yüklediğin mutlu olma zorunluluğundan kaçmak, uzaklaşmak. unutmak bütün bu olmaya çalıştığım insanı. öldürmek bu hisleri. bu korkuyu. sen biliyor musun artık ben mutsuzsam gidiyorum.  yanında değilim. kötüysem yanında değilim çocuk.  karanlığını paylaştım. orda durdum. dinledim. asla unutmayacağım cümleler kazındı şimdi hayatıma. sen ise benim karanlığımdan kaçtın. cümleleri bile yoktu benim karanlığımın. seni yerle yeksan edecek cümleleri yoktu.  sen benim iyi halimi sevdin. ama ben yalnızca o değilim bilmiyorsun çocuk.  sen ben...

anlamsızlığın peşinde bir hayat.

-ne anlamı var?  evet anlamı yok demek istiyorsun biliyorum. sen de biliyorsun anlamı olmadığını.  azınlığız biz. ruhun arzularından yoksun, sadece bedenlerine yakışan bedenler isteyenlerden farklıyız. maddiyatla var oluşlarını ispatlayanlardan değiliz. hiç dinlenmeyen, hiç uyumayan ruhlarımız var. bütün bu uyuşturuculara, tahriklere rağmen aralarına karışmadığımız kuklalardan değiliz.  araya kopya kağıdı konup yazılmış binlerce hayatı izliyoruz dışardan. nasıl kapatıyorlar gözlerini, aldanmaya ne kadar tepkisizler, sorgulama yetilerini kaybetmişler, seçenekleri yalnızca önlerine çıkanlardan ibaret sanıyorlar, ellerine tutuşturulanı kabul ediyorlar, istekleri hep başkasına ait, bu isteklere koşuyorlar. hiç durmadan basamakları atlıyorlar. bir sonraki yapılacak her zaman biliniyor. toplumdan dışlanmamak bunu gerektiriyor. farklı olmamak bunu gerektiriyor. her zaman destekleniyorlar. her zaman yaptıklarını takdir edecek birileri var etraflarında. çünkü onlar da aynı s...

yazıyorum kafamda.

kafamda geçiyor yazılar, yazmasam bile oradalar. yazılıyorlar. sanki her an gidebilirmişim gibi bir korku doluyor içime sonra, sanki yeterince anlatamamışım ve anlaşılmamışım dolayısı ile varlığımı tamamlayamamışım gibi. sanki her gün daha fazla susuyormuşum gibi. çabalarım hep anlaşılmak yönündeydi. hayatıma anlam katabildiğim tüm zamanlarım anlaşılmak ve düşüncelerimi paylaşabilmiş olmak üzerine. ne yazıktır ki bu zamanların sonu çabuk gelmiştir. ne garip ki anlaşıldığımı sandığım anlar çoktur. ne kadar yazık, hep anlamaktan korkmuşlardır. anlamaktan kaçmışlardır. ve neticesinde anlamaya yönelik ilgilerini kaybetmişlerdir, birer birer tüm sevdiklerim. oysa ki ben hep onları anlamak istedim. çünkü insan var olduğunu en çok o anlarda hisseder. birileri seni tercüme ettiği zaman bilirsin ki anlam vardır. yoksa ne yazık ki boğulursun koca düşünlerin altında. sitemler büyür. sonra konuşursun kendinle, kendine konuşursun. söylersin hep. bu yalnızlıkla barışık olmalısın. paylaşmak...

pusher or puller.

Paraşüt açıldı. Hep açılmaz sandığım paraşüt. Rüyalardan düşerek, çakılarak, parçalara ayrılarak uyanırdım. Hep çıktığım yolun inişinden korkup boşluğa atlayarak inişi acılı gerçekleştirdiklerimi hatırladım. Öyle bildim. Acil inişler. Sert düşüşler.  Süzülüyorum adeta. Kanat gibi paraşütüm var. Manzara aşağıda, öyle güzel ve temiz gittiğim yer. Kendime gidiyorum. Her yalnızın yaptığı gibi ben de kendime gidiyorum. Renkleri görüyorum, tenimi hissediyorum, beynimdeki çarpışmaların sesinden duyamadığım sesleri duyuyorum. Sadeleşiyorum.  Düşüyorum. Rüzgarı güzel...  Hep sorular sordum hayatım boyunca. Cevabının olmayacağını hiç düşünmeden inatçı bir çocuk gibi tepinerek sordum. Bazen ağlayarak, bazen hırsla, bazen ezilerek sorduğum sorular. Sorulardan dağ yapıp üzerine çıktım.  Ben baktığımda kimse bakmıyordu.  Ben gittiğim zaman yok oluyordu sorular.  Benden çıkıp, seslenip, gürültünün içinde hiç yer etmeden, duyulmadan uzaya giden cümleler, cümleciklerim....

Sigaranı tersten yaktın, sorun yok.

Keyifler azalıyor. Keyifler sınırlı. Boşlukları yoktan var olan, başı sonu olmayan sesler doldurmaya başlıyor.  Müziğe yedir, yazıya yedir, ruha yüklen, fiziksel çıksın.  Yalnızken konuştuğunu, kalabalığa sus. En güzel sesler yalnızken çıkar zaten.  Kimseye veremezsin ki karışıklığı, maniği severler, manikle güzeller.  İnsanız ya, üstün varlık, uçabiliyoruz fakat hala sessiz iletişim kuramıyoruz.  Konuşmak istemiyorum. Konuşursam ben çok kötü şeyler olcak.. Değil tabi lan. Bir bok olmayacak. Sadece hoşnut halinizi yoracağım, bu sebepten susmayı tercih ediyorum. Tokatlar yedim, her gün, hala da sıkıldıkça atarım bir kaç tokat kendime, gerçeklerden yaptığım bir demet içerisinden özenle seçtiklerimle kendi ağzımı yüzümü dağıtırım. Sonra toplaması zevkli.. Ama biliyorum siz sevmezsiniz tokatları, gerçekleri de sevmezsiniz. Size stabil vermek lazım, dümdüz gitmek lazım, küfretmemek lazım, yamulmamak lazım, herkesin her zaman mükemmel olmaya ihtiyacı var. Onu bozan be...

Bulamadı.

Gündüz gözümü acıtıyor. Kabul edelim sevmiyoruz gündüzleri. Derbederler ve aşklar kafayı kurcalıyor. İçtikçe içesimiz geliyor, kabul edelim biz bıraktık.  Kabul edelim bazılarımız bu yok olmaya yemin etmiş en güzel duyguların arkasından yastayız. Kabul edelim, bazılarımız anlamlandırma çabaları içerisinde yok oluyoruz. Kabul edelim bazılarımız yanlızca bekliyoruz, sonunu. O da meraktan.  Kabul edelim, gündüz gözümüzü acıtıyor. Gece de kafamızı.  Bazılarımız yalnızca gece istiyor. Gerçeğe yakın olabilmek adına, karanlık istiyor bazılarımız. Gündüz herkes gerçekten uzak. Geceyi bekliyoruz sadece kendimizin gerçeğiyle kalabilmek adına.  Yalanlar yoruyor lan! Bazılarını yoruyor. Üstündeki başındaki markalar, dilindeki abartılar ve var olmayan iyilikler. Saf kötülüğü bile takdir eder oluyoruz bazen en azından gerçek, en azından dürüst diye. Ruhunda patlayan ego parçacıkları ağzımıza yüzümüze geliyor. Parçalanıyoruz. Egoyu öldürün. Ego yok. Ego olmasın.  Eko yapıyorsu...

Beyin göçü.

Benim kafama gelemezsin. Bazen ben bile bırakırsam iplerini peşine düşüp de yetişemiyorum. Sen gelemezsin. Yakınlarda dolanıyorsun farkındayım. Fakat kopuyorum ben yavaş yavaş. Kafam uzaklaştı yine senden hızlı gidiyor. Senin düşünmediğin soruların cevaplarını yalanlıyor. Bırakıyorum artık. Tuttuğum yerde çok sıkıldı.  Başlamıştın aslında. Güzel bir başlangıçtı bunun için seni tebrik ediyorum. Fakat her normal kafa gibi sen de kaybettin. Geride kaldın.  Banane amınakoyim. Durduramıyorum, manikle arayı açıyoruz. Ne olur dokunma. Bırak gitsin. Yormaya çalışma. Durdurmaya çalışma. Benim kafanın gitmesi lazım. Uzaklara baya.. Gitmesi lazım. Ne zaman gelseniz olduğu yerde takılıyor ve delirmeye başlıyor. Gerizekalı sorunlarınızı üstüme yıkıyorsunuz. Sabit duruyorsunuz. Ben de takılıp kalıyorum. Loop halinde. Dönüp duruyorum.  Saldım. Bıraktım.  Çok güzel aslında kafam farkındayım. Ucu bucağı olmayan bir düşünce zinciri. Sonu hep bokumsu sikimsonik. Benim girdiğim yollar b...

Parçacık huzuru.

Hayatın huzur parçacığını bulmak gerek.  Onlar an'larda gizli. Onları yaratmak gerek. Kaosun içerisine girdiğinde beynin, kaçışı yine o kaotik kıvrımlardan geçen yolda bulacaksın. Bulabilirsin. Bulmak zorundasın. Hayat zaten bok. Hayat gerçekten yaşanılası değil, kabul edelim eğlenmiyoruz. Fakat huzur parçacıkları bulunabilir, yaratılabilir. Bir parça müzik, bir iki güzel cümle birleştir. Sabah soğuk, ev sıcak.  Bir Matilda, bir sigara yorgun geceyi sabaha bağlarken o huzur parçacığı olabildi burda..  Boşver kim anlamış. Boşver kim umursamış ya da dinlemiş ya da görebilmiş ya da seninle olmak istemiş ya da seni unutmuş ya da gitmiş. Kimse anlamasın sorun yok. Ben huzur parçacığımın peşine düşüyorum beynimle kavgalarda.  Kaostan kaçarken yoruldum.  Günaydın ve iyi gecelerin karıştığı yerden, beynimin en yumuşak yerinden, huzurdan geldim.  Kalmak niyetindeyim. 

Konu: Temizlik

Uzun yazı en sonda özet var bi cümle . " ... Sigara içersin içme der. Neden seni düşünüyordur. Mutluluğunu mu? Asla. Tamamen iç organlarını!. Bütün insanlar sana değer verdiğini iç organlarına gösterdikleri hassasiyetle belirtir. Hasta olacaksın, yemek ye, üşütme, aman sakın ölme bak yazık olur.. Hasta olursun herkes görür. Ya sanane iç organlarımdan ulan, sen bana baksana bi. Bir bana bak şöyle güzel. Bak bakalım ne görüyorsun? ... "  Ekim, 14 - yahu bırak bi Ben yazmışım biraz sinirlice herhalde, bu konu hakkında bir konuşma da dinledim geçen gün, çok iyi geldi çünkü bazıları farkında. Duygusal hijyen demişler. Pislikten ölen ruhumuz için söylemişler. Önemseyelim demişler. Biraz temiz tutmayı öğrenelim ve şu ruhları virüs kapmış insanları tedavi edelim ve hatta hiç hastalanmamaları için uğraşalım demişler. Beynimizi temiz tutmak, dişlerini günde iki kez diş fırçalamak kadar önemli. Hatta belki daha çok. Demişler. Bugün de aklıma geldi bu konu....

Farkındalık is a bitch.

Farkındalık. Gerçeğin öz kardeşi.  Vardığın zaman geri dönüşü olamaz bir terminal. Terminal* ingilizce anlamı ile de geçerlidir bu cümlede. törminıl. Yani ölüm. Yani son. Yani bitiş.  Farkındalık geri alınamaz bir adım. Zamanın sonu gibi.  Yok gibi davranırsın. Kafasını seve seve uyutursun. "Yook yook.." dersin. Geçti hadi bir sabah daha geçirelim. Bir gündüz daha bitirelim. Bir kez daha geceler gelsin ve yeni baştan anlayalım fark ettiklerimizi. Bir yerden sonra yutturamazsın.  Önce alkol konuşur.  İlk önce her zaman alkol konuşur. Ve onlar hiçbir zaman boşluktan çıkmaz.  Onlar her zaman rüyalar gibidir. Bilincin derinliğinden gelir. En dip köşelerden gelir. Var olduğuna ancak kendine söylediğin zaman inanabilirsin. Ayıkken söylenemeyenlerdir. Bilinmezdir neredeyse. İnsan kendi bildiğini bile saklıyor kendinden. İnsan ruhunu koruyor. Unutturuyor bile kimi zaman. Bir gece var yine anasının mnda bir otel odasında beni benden so...

Ben kaçayım.

Ben istemez miydim lan.. Dinleyebilmeyi, katılabilmeyi, her tipten insanla konuşurken bir şeyler öğreniyorum ben diye içimden geçirmeyi, hikayelere tahammül edebilmeyi, yeni insanlara şans verebilmeyi. Ben de isterdim ya rahatsız olmamayı. Boğuluyor gibi hissetmemeyi. Geçen bir saat sonrasında kalan saatleri saymamayı ben de isterdim.  Büyümüş olmak sanıyorum o. Her ortama ayak uydurmak. Sıkılmamak, tahammül etmek ve hatta zevk alabilmek; yetişkin, gereksiz, small chatlerinden. Herkesin benzer anılarını anlatarak saatlerce sürdürdüğü loopa alınmış zamanlardan keyif alabilmek sanıyorum büyümüş olmak. Yetişkin olmak.  Ben bildiğin çişi gelmiş çocuk gibiyim. Oturduğum yerde sallanıyorum, hadi gidelim hadi hadi diyorum sürekli. Evime dönüp oyuncaklarımla oynayasım geliyor. Ya da sandalyeleri birleştirip uyuyasım.  Keyif almayı bırakmıştım önceleri. Bir zaman sonrasında kaybetmiştim, yeni insan tanıma ve observ etmekten aldığım zevki. Bir yerlerde bir devreyi yakan bir ortam o...

Kafa içi yalıtım.

Kafamdan kitaplar geçiyor. Cümlelerin yeri değiştirilmiş, bir kaç tanesi çıkartılmış, yaşanmış olaylardan esinlenmiş hikayeler. Anlamsızlaştırma çabaları bu gece nijeryada başarısız oldu. Kafa bitik, bitkin.  Dünyadaki bütün gerçekler kafamdan geçiyor. Gerçekler acıdır derler fakat gerçeğin tümünü bildikten sonra acı kalmaz. Gerçek bin yüzü olan orospu. Herkese başka görünür. Ve herkes istediğini seçer. İş böyle olmasaydı inan hayat pamuk gibi olurdu.   Yaşanmışların tümü oturuyor kafamda bir yerlere ve her yüzünü gördüğüm gerçekle yüzleşiyorum.. Tekrar tekrar, her kafamı açtığımda. Güzelleşiyor, vücut buldukça güzelleşiyor. Temizleniyor. Korkunun yerini yine izolasyon çalışması alıyor.  Bir kez yaşıyorsun her saniyeyi. Bir kez duyuyorsun bir cümleyi, bir ağızdan, bir ses ile.  Binlerce cümle var her anda. Duyabilirsen eğer, binlerce gerçeği var herkesin. Açarsan kafayı, içeri alırsan.  Bütün duvarları kırarsan ancak, hayatını her anında gerç...

küflendi

gözlerim kapalıyken aydınlığı daha çok buluyorum o karanlığın içinde. aslında gece dediğin bile daha korkutucu. kafam bozuk açıklama bu.  ayılmak için çok geç, gerçeklik için ise çok erken daha. ben yine de kaçamıyorum beynime, derime hücum eden gerçeklerden. bir insan kendi gerçekliğinin bu kadar farkında olursa ne kadar sürdürebilir ki? herhangi bir hayatı. bu kadar farkında olursan neyi neden yaptığını, neden söylediğini, neden ellerini sıktığını, her ayrıntıyı neden yazdığını bilirsen ne kadar dayanabilirsin ki? kendine ve gerçekliğine.  bir insan kendini bu kadar iyi tanırsa. ne kadar durabilir, karanlıkta, kendi sesinin içinde?  yaptığımız her şey yanlış. her şey yalan. bir adım yok ki arkasında durduğun zaman içinden bir ses çelişkilere boğulmasın.. bir adım yok ki, net. temiz. bir adım bile yok insanlık hayatında dürüstüm lan ben! doğruyum, diyebildiği. işte ben buyum. ben yalanım, doğrum bile yanlış. kabul ediyorum çünkü mecburum. kabul ediyorum çü...

Hangi geceydi?

Tam olarak ne zaman başladı bunlar? Hep vardı da içerilerde mi tutuyordun, tutabiliyordun? Yoksa bir zaman öncesi miydi? O zamanı sayabiliyor musun? Anımsıyor musun yoksa o kısımlar da bulanık mı geri kalan her şey gibi. İlk kim gördü bakışlar dışında kalanı, gözlerinin rengini manasız bırakanları kim görebildi ilk? Hatırlıyor musun? İlk kim sana ayna tuttu? İlk ne zaman dedin bir başkası var içimde, benden başka birileri konuşuyor. İlk kendini ne zaman hissettin ve duyabildin? İlk sen miydin seni korkutan, yoksa başkası mı kulağına söyledi, seni sana anlattı? Bir zamanları hatırlarsın belki de, aynaya baktığın zaman aslında bakmadığın zamanları. Saçına, kaşına bakıp, iki gram bir şeyler yüzüne sürüştürüp dönüp gidebildiğin zamanlar hani. Vardır ya. Olmuştur mutlaka. Fakat hatırlayabiliyor musun? O kadar mı uzak yoksa, bakışlarından kaçmadığın zamanlar. Ne zaman başladı bütün bunlar. Bütün bu uykuya dalarken konuşmaların, kendi kendine muhabbetlerin. Karanlığı sevip, aydınl...

Gerisi yok.

Gerçeği düşün şimdi. Gözünün baktığı yerde bir çift el var, görüyorsun fakat kendi ellerin mi nasıl emin olabilirsin?  Gecenin karanlığında koşarak eve girip geçen günün içindeki boşlukları sayarken kime güvenebilirsin?  Peki kime söyleyebilirsin, kaybettiğin an'ları bulmak istediğini? Kaybetmemek, tam olmak, kafanı çevirdiğin zaman arkada kalanı yitirmeyeceğin bir hayat istediğini nasıl sözlerle anlatabilirsin. Deniyorum. Sabit arıyorum. Bazı şeyler sabit, dokunabildiğim zaman gerçekliğini hissedebildiğim. Yalnızca sayılı insan gerçek. Diğerleri bulanık. Yalnız sayılı mekan var hafızamda tutabildiğim, bana hissettirdiklerini.  Boşluklar içindeyim, sanki üstümde başımda bile delikler var. Zamanın içinden geçerken benden çalmış gibi yaşadıklarımı. Çünkü ben yalnızca saatleri anımsıyorum. Saatlerin içerisi boş. Yaşadığımı varsaymak bu! Gerçeklik yok. Bir yandan kapılıp git diyorum, güzel bir kafa yaşıyormuşsun gibi takıl git. Diğer bir taraf eksikliklerin yasını tutuyor. Bo...

"The only horrible thing in the world is ennui, Dorian"

organ bağışı yapsam her şeyi bağışlarım fakat beynimi asla. bana çektirdi başkasına çektirmesin. bir bozukluk var, her gün araştırıyorum neresi bozuktur diye. beynin nasıl çalıştığını çözdükleri gün kendisini alıp gideceğim. "lan şuna bir bakın" diyeceğim. aday olacağım, kobay olacağım, deneylere köle olacağım. düzelsin diye sadece. benden bağımsız takılıyor orası kesin. aslında ben oyum, o da ben. beynin lan sonuçta. ama yok öyle değil. mesela bana diyor ki sen onu gördün diyor. sen onu biliyorsun diyor. sen diyor, kesin eminsin diyor. ama bakıyorum, düşünüyorum bir veri yok elimde sadece düşünce var ve o düşünceler beyne sorsan kesin doğru!. eyleme koyabilir misin sağlamasını yapmadan? asla. maksat bokluk olsun. "sen bil de.. ben karışmam" diyor sanki göt beyin. ve bu ne bok olduğu belirsiz kıvrımlı pislik her zaman haklı çıkıyor. her zaman biliyor, benim bilmediğimi. aslında her şeyin farkında fakat bana söylemiyor gibi. sanki içeride pis pis sırıtıyor beniml...

öf vol.88545

Hayata karşı bir duruşun olsun! Bir amacın olsun lan! Bir istek mesela. Uğruna bir şeyler yapmak, yataktan kalkmak, biraz olsun zora gelmek olsun. Ne bileyim biraz dünyevi şeyler olsun. Kafanda yaşamadığın gerçekten eyleme döktüğün, yapabildiğin bir şeyler olsun. Noterden nüfus cüzdanı fotokopisi onaylatabilmek olmasın mesela tek başarın. Ya da bir yere taşıtla değil de yürüyerek gitmek. Dişçiye randevu almak mesela. Almak ayrı bir başarı, gitmek ise bir zafere dönüşüyor. O kadar kopuğum isteklerden ve başarıdan.  Başarı nedir lan. Başarmak istemek. Fakat neyi? Neyi cidden.. Nedir bu. Hissedemiyorum yok galiba bende. Neden yok. Ben mesela bir günde bir milyon adet istek ile uyanıyorum ertesi güne kadar hepsine üşeniyorum.  Bir milyon hayalle yola çıkıyorum, yola çıkmıyorum sonra. Oturuyorum bildiğin. Böyle bakıyorum yani.  İsteklerim var. Hem de çok var.  Mesela uyumak istediğimde uyuyabilmek. Yataktan kalkmak istemediğim zaman kendimi su...