Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Blog yazarları

Fotoğrafım
ihaveasmileonmyface
kedilerle ciddi düşünüyorum. a cynical misanthrope.

bilemedim

Bu sabah yine yüzümde rüyalarımdaki hislerden kalan bir gülümseme ile uyandım. Günün en güzel dakikaları benim gibi kafalar için ilk sigara-idrak aşamasına kadardır. İdrak ederim ben her gün hafızasına yeni kavuşan biri gibi. Bütün yılları, insanlığı, etrafımı çeviren beton hapishaneyi ve kafamdaki canavarı. Sigara ile vururum dibe, çok uzatmam.  Yine vardım olmam gereken yere. Bugünü de "aslında ölmek daha mantıklı lan" düşüncesinden kaçmak için yapmam gerekenlerle geçirmeliyim. Kendime yeterince kahve sigara zararı verirken aynı zamanda bugün neleri asla yapmayacağıma bakarım. Yine neden hiçbir şey yapmadığıma ve kimseyi görmediğime dair haklı sebeplerimi müthiş tecrübelerimle kafaya sabitlerim. Genellikle ben sabahlarımı bütün güne yayarım. Gece olana dek henüz başlamaya yakın bir gün gibi yaşayabilirim. Asla başlamayan, asla yaşanmayan günler geçiren nefes israfı varlığımla barışmaya çalışarak.  Bugün öyle bir gün değildi. İdrak, nefret, boşver devam et kısmında...
Farkında değiller mi acaba? Hepimiz öyle ya da böyle bir hayat yaşıyoruz. Ve sanırım her gün kalktığımızda kendimiz için yapmamız gereken şeyler var. En basitleri yemek içmek ve sıçmak. Diğerleri korunmak, paylaşmak, sevilmek, sevmek. Diğeri bir şeyler öğrenmek çünkü gelişmemiz için gerekli olanı budur falan. Dinlenmek, keyif alacağın şeyler yapmak... Falan falan işte. Peki bu hayatımızın içerisindeki sadece "muhteşem olan" ve sadece içerisinde "kendi fiziksel güzelliğimizi sergilemek" amaçlı olan an'ları paylaşmak ne zaman hayatımızın bu kadar içerisinde oldu. Ne zaman hayatların belki yüzde 99'unu hayatımızı pek de gerçek olmayan haliyle paylaşarak geçirmeye başladık. Ne zaman herkes aynı şeyleri yapmaya ve paylaşmaya başladı. Bir bebek doğum günü görüyorum. Fotoğraf. Bir uzun masa, üzerinde envaiçeşit pasta, börek, çörek neyse. Arkada eşşek kadar bir balon ile çocuğun/bebeğin girdiği yaş 3-4-1 her her neyse. Bir renk teması var... Erkekse yeşil ma...
aynı olma isteği? nereden geliyor. kabul edilme isteği? hepimizde var. kabul edilmek. bütün bu koyduğumuz kurallar, yazılı olmayanlar, yazılı olanlar da, içimizden geçenleri söyleyememek, hissettiğimizi yaşayamamak. kabul edilme isteği. dışlanmama isteği. neden böyle? yalnız kalma korkusu. yalnız ve parasız kalırız gerçekleri söylersek. aklımızdan geçeni söyleyemeyeceğimiz bir sosyal toplum kurmuşuz. ve sonra her geçen gün diyoruz ki daha da gelişiyoruz. allah allah. acaba? gelişiyor muyuz? kendimizden uzaklaşıyoruz. sonra biri kafayı kırıp 20-30 tane insanı tarıyor. sonra birileri intihar ediyor. sıklıkla insanlar hayatından vazgeçiyor. hayatından vazgeçmek sadece kafana sıkmak da değil ki, insanlar zaten hayatlarını yaşayamıyor. vazgeçiyor. gelişine yaşıyor. biz yalan söylüyoruz. söylediklerimiz yalan ve fakat insanlar bile bile bunu tercih ediyor. her gün kaç tane yalan söylediğinize baktınız mı hiç? yalan söylemek size göre olmayan bir şeyi olmuş gibi anlatmak olabilir. fakat ö...

öf.vol.658

Her gün aynı rüyaya uyanıyorum. Her gerçek silikleşiyor, zorluyorum beynimi sonsuzluğa ulaşmak için. Her gün bir başka inanılmazı keşfediyorum. Her sabah başka bir geceye uyanmak gibi. Her gece bir öncekinden daha karanlık ve daha uzun. Görebiliyorum bir ısı ve ışık kaynağı var ileride... Her defasında göremesem de artık inanıyorum. Her uyandığım gecenin sonu gelecek. Bir sonraki karanlığa kadar aydınlık kalıyorum.  Sonra tekrar sorular evriliyor en harika cevapların içinden. Peki o sorular bitecek mi benim aklımın ermediği nokta gelmeden?  Her şeyi anlayabilir misin? Ben anlayamam. Çünkü çok sınırlı kavrama hızım. Hissedebiliyorum, o yetiyi kazanmamışım. Hissedebiliyorum lanetli beyinlerdenim ben. Bütün soruları soran fakat cevapları bulabilecek kapasiteye sahip olmayan. Huzur bulamayacak olan beyinlerden. Her şeyi anlamsızlaştıran fakat yerine anlam bulamayan bir beyin.  Görüyorum da insanları, anlam buluyorlar. Yaşamlarının sebebini görebiliyorlar. İnanıyorla...

Cümlelerim izne çıktı.

Cümlelerim kısalıyor gün geçtikçe. Kimse farketmiyor bile, bazen cümlelerimin sonunu getirmiyorum. Bir gün bir arkadaş söylemişti "siz beni duymuyor musunuz?" diye. Konuşuyordu ve kimse cevap vermiyordu. Aslında duyuyorlardı ben de duyuyordum. Fakat sessiz konuşuyordu. Yani sesin volümünden bahsetmiyorum, onun cümleleri sessizdi. Ben hep duyuyordum. Fakat genel olarak insanlara yeterli gelmiyordu. Farkındaydım çünkü ben de öyleydim. Bazen gerçekten cümlenin benden çıkıp çıkmadığına emin olamıyorum. Çünkü varması gereken yere gitmiyor. Havada otoritesizliğime çarpıp yokluğa karışıyordu. Ve vazgeçiyorum. Söylemekten, bir çok şeyi. Söylüyorsam kısa cümlelerle, bir şey anlatıyorsam özetle anlatıyorum. Hızlıca konuşuyorum. İlgilerini çekebildiğim vakit çabucak anlatıyorum. Ki yarısında gözlerini kaçırmasınlar. Ki "ben de.." diye başlayacak düşüncelerini hemencecik üstüme bırakabilsinler. Hemen olayı kendilerine çevirip daha hırslı ve daha sinirli ve daha duygulu ve dah...

this mess we're in.

Yorgunluğu kahve ve yazıyla dövmek. Ağzını burnunu kanatıp üstüne bira içmek. O kadar acıtmak ki uykuya karışan beyin sikilmişliğinin rüyalardan kaçması. Nefret ve tiksinti kusuyorum suratlarına bakışlarımla gün içinde. Geceleri besliyorum kendimi o çöple yoğrulmuş insanlarla. Sonra bok gibi acı acı müzikler dinleyip yazıyorum. Daha ne kadar zavallı olabiliriz? Güneşin doğuşuna kadar vakit var, az var, az kaldı. Anca oldum. Anasının amındaki otelin siktiğimin bilmem kaçıncı çeşit berjerinden bildiriyorum. İnsanlık yok olmalı. Kim bulduysa ateşi pişmandır. Beynimizi pişmiş yiyeceklerle beslemeyi öğrendiğimiz için buralara gelmişiz. Bu muydu lan yapacağımız? Çöp çocuklar doğurup, sokağa salıp, onun bunun duygularına tecavüz etsinler diye sırtlarını sıvazlamak mıydı? Her gün doğuşunda binlerce hiçbir şey olacak insan yapıyoruz. Sonra da diyoruz ki "ama çocuk çok güzel bir şey" Hangi çocuk? Ne olmuş ki çocuk? Çocuğa sorsana bir. Harbiden güzel miymiş? İyiki yapmı...
yalnızlık. yalın olma hali mi? evet. yalınsın. basit misin? karmakarışıksın. yalınsın ama.. bu bir şeyin, bir insanın sana eşlik etmemesi mi demek? bence değil. yalnızlık bir insanın gelebileceği en sade hal. en güzel hal belki de. yalnızlık ile terbiye olursun becerebilirsen. yalnızlık ile büyürsün dayanabilirsen. yalnızlık senin yanı başında bir gölgen olur. senden çıkar, senin bir parçan olur fakat paylaşır seninle hayatını. paylaşır. yalnız olabilen insana olan saygım bambaşka büyük. yalnızken kafasından geçenleri korkmadan dinleyebilen, onunla konuşabilen insana duyduğum saygı büyük. yalnızlığa birden bire yakalanılmış ölümcül bir hastalık gibi davranmayan insan duyduğum saygı büyük. yalnız biriyle olduğumda aldığım zevk bambaşka. çünkü o seni yalnızlığıyla tanıştırır. sen hayatına girdiğin an yalnızlığı bitmez, sen hayatında kalsan bile yalnızlığı bitmez. dinmez. durmaz. gitmez. çünkü bir insan bir insanla birlikte olamaz. bir insan hala bir insandır. yalın hali, birlikte ha...

Bırakın gelsin gerçekler.

Kelimelere ne kadar boş baktığımı anladım bugün. Bütün bir gün boyunca da bunu düşündüm. Kelimeler olmadan yalan söylenebilir miydi? İletişim ne kadar gerçek olabilir? Kandırılmak istemediğin sürece kelimelere değer verir misin? Görüyor ve hissediyorken kelimelere ne gerek var? Kelimeler ne kadar da anlamsız.Yalnızca yüz ifadelerinden ve tonlamalardan her şeyi anlayabilecek olduğumuz halde uydurmuşuz kelimeleri. Kelimeleri uydurmuşuz ve inanıyoruz her duyduğumuzda. Ağızdan çıkana... Aslında kandırmak için varlar gibi geliyor bana çoğu zaman. Bilineni değiştirmek için üzerimizde oynanıyor kelimelerle. Gözünün içine baktığın zaman anlayabildiğini kelimeyle sabitlemeye çalıştığında olmuyor çoğu zaman. Çelişiyor kelimeler ve hissiyat. Olmuyor mu? O zaman neden bu çaba. Anlamak ve anlatmak için kelimelere bu kadar yüklenmek neden? Aslında biliyoruz. Kabul edelim her şeyi biliyoruz. Kandırılmaya olan ihtiyacımız ve kandırılmadan var olamayacağımız bir toplum yüzünden kelimelere bağımlı h...

ben yaptım.

bütün gün neleri kotarıyoruz, sinir harplerini yatıştırıyoruz, insan idare ediyoruz, kahkaha atıyoruz hemen akabinde tekrar dibe vuruyoruz fakat günü bitiriyoruz. başarılı günler yaşıyoruz genellikle... gün bitiyor fakat biz bitemiyoruz. kapatamıyoruz kendimizi. çünkü en sonunda kendimizi yine aynı yenilgin duygularla buluyoruz. yine o kırılgan, olmamış, beceriksiz duygular sarıyor benliği. yine oturduğumuz yerde bir şeyleri kazanmış olmanın hissini arıyoruz. fakat hissedilen hep yarım kalanlar. fakat hissedilen hep kaybetmiş biri gibi. bu eziklik nereden geliyor hiç çözemedim.. deniyorum çözmeyi bu sabah. benim gecem olan sabahta. sanki her gün bir şeyler var etsem bile günün sonunda elimden kayıp gitmişler gibi. insanların etrafında olabildiğim insan nereye gidiyor? insanların etrafındayken hissettiğim o net duygular nereye gidiyor. oynadığım o insan o kadar sahte ki, hemen yok oluyor işte. olan bu. yalnızken eziksin. yalnızken yalnızsın işte. duvara gerek yok, yanılsamaya ge...

durum bildirimi.

bak biraz bak. başkaları da bir şeyler söylüyor ya hani? senin sesin dışında sesler var hani.. onlar sana konuşuyor. seninle konuşamıyor zira, iletişim karşılıklıdır. veri girişi ve geri bildirim gerek. geri bildirim senin kafandan geçenlerin sunumu değildir. geri bildirim için karşındakinin söylediğini fiziksel olarak duyman ve çözümlemen gerek. anlaman gerek. algı! you know? bildin mi? algı. algıladın. sonra kendi düşünceni bir kenara koy. duyuyorum diyorsun ki, kendi düşüncemi nasıl.. nasıl kenara koymak? nas? evet. senin düşüncen. orada sadece.. her yerde değil. diğer insanlar var ya hani, görüyorsun, anlatıyorsun, onlar için bütün bu roller, bütün bu çaba. işte onların düşündükleri seninkinden farklı olabiliyor. inanılmaz dimi! hepimiz geçtik bu evreden.. 13 yaşımızda falan. olabilir.. sen geçmemişsindir. bu şok edici bilgiyi ben sana vermiş olayım. başka düşünceler de var. ve kimse bilmeyebilir hangisinin doğru olduğunu. değişik dimi. evet doğrunun olmadığı düşünceler var. ...
hiç uyumayan insanlarız biz. gülümsemesi bile saniyelerle sınırlı. keyfi bile çocukluğunda bırakmış insanlarız. bir kaç an toplayıp kafamızda hayatı yaşamaya sebep buluyoruz. bir günlük ömrü olan nedenlerimiz var. değer dediğimiz ne varsa saatler sonunda yaşamını yitiriyor. 
ben senin ruhunu hissediyorum çocuk. sen beni hissediyor musun? sen benim gülümsememi hissettiğin kadar, gülmediğimi de görebiliyor musun? aslında üzüldüğüm zamanlar var ve bunların bende kaldığını görebiliyor musun çocuk? sustuğum zaman fark ediyor musun? neden sustuğumu anlıyor musun?  gittiğim zamanlar oluyor artık, zaman zaman burada değilim. sen biliyor musun? çok istiyorum gitmek.. çok istiyorum bu bana yüklediğin mutlu olma zorunluluğundan kaçmak, uzaklaşmak. unutmak bütün bu olmaya çalıştığım insanı. öldürmek bu hisleri. bu korkuyu. sen biliyor musun artık ben mutsuzsam gidiyorum.  yanında değilim. kötüysem yanında değilim çocuk.  karanlığını paylaştım. orda durdum. dinledim. asla unutmayacağım cümleler kazındı şimdi hayatıma. sen ise benim karanlığımdan kaçtın. cümleleri bile yoktu benim karanlığımın. seni yerle yeksan edecek cümleleri yoktu.  sen benim iyi halimi sevdin. ama ben yalnızca o değilim bilmiyorsun çocuk.  sen ben...

anlamsızlığın peşinde bir hayat.

-ne anlamı var?  evet anlamı yok demek istiyorsun biliyorum. sen de biliyorsun anlamı olmadığını.  azınlığız biz. ruhun arzularından yoksun, sadece bedenlerine yakışan bedenler isteyenlerden farklıyız. maddiyatla var oluşlarını ispatlayanlardan değiliz. hiç dinlenmeyen, hiç uyumayan ruhlarımız var. bütün bu uyuşturuculara, tahriklere rağmen aralarına karışmadığımız kuklalardan değiliz.  araya kopya kağıdı konup yazılmış binlerce hayatı izliyoruz dışardan. nasıl kapatıyorlar gözlerini, aldanmaya ne kadar tepkisizler, sorgulama yetilerini kaybetmişler, seçenekleri yalnızca önlerine çıkanlardan ibaret sanıyorlar, ellerine tutuşturulanı kabul ediyorlar, istekleri hep başkasına ait, bu isteklere koşuyorlar. hiç durmadan basamakları atlıyorlar. bir sonraki yapılacak her zaman biliniyor. toplumdan dışlanmamak bunu gerektiriyor. farklı olmamak bunu gerektiriyor. her zaman destekleniyorlar. her zaman yaptıklarını takdir edecek birileri var etraflarında. çünkü onlar da aynı s...

yazıyorum kafamda.

kafamda geçiyor yazılar, yazmasam bile oradalar. yazılıyorlar. sanki her an gidebilirmişim gibi bir korku doluyor içime sonra, sanki yeterince anlatamamışım ve anlaşılmamışım dolayısı ile varlığımı tamamlayamamışım gibi. sanki her gün daha fazla susuyormuşum gibi. çabalarım hep anlaşılmak yönündeydi. hayatıma anlam katabildiğim tüm zamanlarım anlaşılmak ve düşüncelerimi paylaşabilmiş olmak üzerine. ne yazıktır ki bu zamanların sonu çabuk gelmiştir. ne garip ki anlaşıldığımı sandığım anlar çoktur. ne kadar yazık, hep anlamaktan korkmuşlardır. anlamaktan kaçmışlardır. ve neticesinde anlamaya yönelik ilgilerini kaybetmişlerdir, birer birer tüm sevdiklerim. oysa ki ben hep onları anlamak istedim. çünkü insan var olduğunu en çok o anlarda hisseder. birileri seni tercüme ettiği zaman bilirsin ki anlam vardır. yoksa ne yazık ki boğulursun koca düşünlerin altında. sitemler büyür. sonra konuşursun kendinle, kendine konuşursun. söylersin hep. bu yalnızlıkla barışık olmalısın. paylaşmak...

pusher or puller.

Paraşüt açıldı. Hep açılmaz sandığım paraşüt. Rüyalardan düşerek, çakılarak, parçalara ayrılarak uyanırdım. Hep çıktığım yolun inişinden korkup boşluğa atlayarak inişi acılı gerçekleştirdiklerimi hatırladım. Öyle bildim. Acil inişler. Sert düşüşler.  Süzülüyorum adeta. Kanat gibi paraşütüm var. Manzara aşağıda, öyle güzel ve temiz gittiğim yer. Kendime gidiyorum. Her yalnızın yaptığı gibi ben de kendime gidiyorum. Renkleri görüyorum, tenimi hissediyorum, beynimdeki çarpışmaların sesinden duyamadığım sesleri duyuyorum. Sadeleşiyorum.  Düşüyorum. Rüzgarı güzel...  Hep sorular sordum hayatım boyunca. Cevabının olmayacağını hiç düşünmeden inatçı bir çocuk gibi tepinerek sordum. Bazen ağlayarak, bazen hırsla, bazen ezilerek sorduğum sorular. Sorulardan dağ yapıp üzerine çıktım.  Ben baktığımda kimse bakmıyordu.  Ben gittiğim zaman yok oluyordu sorular.  Benden çıkıp, seslenip, gürültünün içinde hiç yer etmeden, duyulmadan uzaya giden cümleler, cümleciklerim....

Sigaranı tersten yaktın, sorun yok.

Keyifler azalıyor. Keyifler sınırlı. Boşlukları yoktan var olan, başı sonu olmayan sesler doldurmaya başlıyor.  Müziğe yedir, yazıya yedir, ruha yüklen, fiziksel çıksın.  Yalnızken konuştuğunu, kalabalığa sus. En güzel sesler yalnızken çıkar zaten.  Kimseye veremezsin ki karışıklığı, maniği severler, manikle güzeller.  İnsanız ya, üstün varlık, uçabiliyoruz fakat hala sessiz iletişim kuramıyoruz.  Konuşmak istemiyorum. Konuşursam ben çok kötü şeyler olcak.. Değil tabi lan. Bir bok olmayacak. Sadece hoşnut halinizi yoracağım, bu sebepten susmayı tercih ediyorum. Tokatlar yedim, her gün, hala da sıkıldıkça atarım bir kaç tokat kendime, gerçeklerden yaptığım bir demet içerisinden özenle seçtiklerimle kendi ağzımı yüzümü dağıtırım. Sonra toplaması zevkli.. Ama biliyorum siz sevmezsiniz tokatları, gerçekleri de sevmezsiniz. Size stabil vermek lazım, dümdüz gitmek lazım, küfretmemek lazım, yamulmamak lazım, herkesin her zaman mükemmel olmaya ihtiyacı var. Onu bozan be...

Bulamadı.

Gündüz gözümü acıtıyor. Kabul edelim sevmiyoruz gündüzleri. Derbederler ve aşklar kafayı kurcalıyor. İçtikçe içesimiz geliyor, kabul edelim biz bıraktık.  Kabul edelim bazılarımız bu yok olmaya yemin etmiş en güzel duyguların arkasından yastayız. Kabul edelim, bazılarımız anlamlandırma çabaları içerisinde yok oluyoruz. Kabul edelim bazılarımız yanlızca bekliyoruz, sonunu. O da meraktan.  Kabul edelim, gündüz gözümüzü acıtıyor. Gece de kafamızı.  Bazılarımız yalnızca gece istiyor. Gerçeğe yakın olabilmek adına, karanlık istiyor bazılarımız. Gündüz herkes gerçekten uzak. Geceyi bekliyoruz sadece kendimizin gerçeğiyle kalabilmek adına.  Yalanlar yoruyor lan! Bazılarını yoruyor. Üstündeki başındaki markalar, dilindeki abartılar ve var olmayan iyilikler. Saf kötülüğü bile takdir eder oluyoruz bazen en azından gerçek, en azından dürüst diye. Ruhunda patlayan ego parçacıkları ağzımıza yüzümüze geliyor. Parçalanıyoruz. Egoyu öldürün. Ego yok. Ego olmasın.  Eko yapıyorsu...

Beyin göçü.

Benim kafama gelemezsin. Bazen ben bile bırakırsam iplerini peşine düşüp de yetişemiyorum. Sen gelemezsin. Yakınlarda dolanıyorsun farkındayım. Fakat kopuyorum ben yavaş yavaş. Kafam uzaklaştı yine senden hızlı gidiyor. Senin düşünmediğin soruların cevaplarını yalanlıyor. Bırakıyorum artık. Tuttuğum yerde çok sıkıldı.  Başlamıştın aslında. Güzel bir başlangıçtı bunun için seni tebrik ediyorum. Fakat her normal kafa gibi sen de kaybettin. Geride kaldın.  Banane amınakoyim. Durduramıyorum, manikle arayı açıyoruz. Ne olur dokunma. Bırak gitsin. Yormaya çalışma. Durdurmaya çalışma. Benim kafanın gitmesi lazım. Uzaklara baya.. Gitmesi lazım. Ne zaman gelseniz olduğu yerde takılıyor ve delirmeye başlıyor. Gerizekalı sorunlarınızı üstüme yıkıyorsunuz. Sabit duruyorsunuz. Ben de takılıp kalıyorum. Loop halinde. Dönüp duruyorum.  Saldım. Bıraktım.  Çok güzel aslında kafam farkındayım. Ucu bucağı olmayan bir düşünce zinciri. Sonu hep bokumsu sikimsonik. Benim girdiğim yollar b...

Parçacık huzuru.

Hayatın huzur parçacığını bulmak gerek.  Onlar an'larda gizli. Onları yaratmak gerek. Kaosun içerisine girdiğinde beynin, kaçışı yine o kaotik kıvrımlardan geçen yolda bulacaksın. Bulabilirsin. Bulmak zorundasın. Hayat zaten bok. Hayat gerçekten yaşanılası değil, kabul edelim eğlenmiyoruz. Fakat huzur parçacıkları bulunabilir, yaratılabilir. Bir parça müzik, bir iki güzel cümle birleştir. Sabah soğuk, ev sıcak.  Bir Matilda, bir sigara yorgun geceyi sabaha bağlarken o huzur parçacığı olabildi burda..  Boşver kim anlamış. Boşver kim umursamış ya da dinlemiş ya da görebilmiş ya da seninle olmak istemiş ya da seni unutmuş ya da gitmiş. Kimse anlamasın sorun yok. Ben huzur parçacığımın peşine düşüyorum beynimle kavgalarda.  Kaostan kaçarken yoruldum.  Günaydın ve iyi gecelerin karıştığı yerden, beynimin en yumuşak yerinden, huzurdan geldim.  Kalmak niyetindeyim. 

Konu: Temizlik

Uzun yazı en sonda özet var bi cümle . " ... Sigara içersin içme der. Neden seni düşünüyordur. Mutluluğunu mu? Asla. Tamamen iç organlarını!. Bütün insanlar sana değer verdiğini iç organlarına gösterdikleri hassasiyetle belirtir. Hasta olacaksın, yemek ye, üşütme, aman sakın ölme bak yazık olur.. Hasta olursun herkes görür. Ya sanane iç organlarımdan ulan, sen bana baksana bi. Bir bana bak şöyle güzel. Bak bakalım ne görüyorsun? ... "  Ekim, 14 - yahu bırak bi Ben yazmışım biraz sinirlice herhalde, bu konu hakkında bir konuşma da dinledim geçen gün, çok iyi geldi çünkü bazıları farkında. Duygusal hijyen demişler. Pislikten ölen ruhumuz için söylemişler. Önemseyelim demişler. Biraz temiz tutmayı öğrenelim ve şu ruhları virüs kapmış insanları tedavi edelim ve hatta hiç hastalanmamaları için uğraşalım demişler. Beynimizi temiz tutmak, dişlerini günde iki kez diş fırçalamak kadar önemli. Hatta belki daha çok. Demişler. Bugün de aklıma geldi bu konu....