Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Blog yazarları

Fotoğrafım
ihaveasmileonmyface
kedilerle ciddi düşünüyorum. a cynical misanthrope.

Anlayan varsa.

Eğlenmek için elinden gelen her şeyi yapmaya çalışmak yanlış olarak görülüyor. Bense yeterince eğlenmediğim için kendime kızıyorum. Olanlara gülmek ve yeri geldiğinde kahkaha atmak bile yapılabilir. İnsanlar ağlayacakları durumları abartıyorlar. Bence üzülmek, ağlamak çok abartılan bir durum. Geçebileceğini bildiğin şeylere takılıp kalmaksa aptallıktan başka bir şey değil. Öyle güzel şeyler var ki. Bulamadığım daha. Öyle çok eğlenebilirim ki kendi başıma. Zevk almaya çalışmak ne kadar da uzak herkese. Ağlamaya çalıştığınızı bile görebiliyorum bazen. Üzülmeye çalışıyoruz çünkü öyle olması gerektiğine inanıyoruz. Endişelenmek takdir edilecek bir davranış. Hissediyor gibi yapacak hale ne zaman geldik ki? Ben buna inanmak istemiyorum. Ağzımızdan çıkan yalanları hadi yine geç fakat hislerin bile fake olanlarını görünce.. Ya da boşver. Çalışmayın. Olmayan şeyleri varmış gibi göstermeye çalışmayın. Gereksiz duygulara yer yok ki. Hayat kısa ve gerçekten yeterince saçma zaten. Saçmalığına, b...

rahat kafa.

Bir sürü karar alırdım ben eskiden, bir süre geçerdi ve dönüp baktığımda aldığım kararlardan çok uzakta bir yerlerde olduğumu görürdüm. Tekrar şekillendirip aldığım kararları.. bir süre daha verirdim kendime. Her defasında farklı bir yenilgi. Her defasında kendine bir sürü küfür yağdırma. Yine aldığım kararlardan bir süre geçti. Bu defa düşündüm ve aldığım kararları uyguladığımı gördüm. Biraz şaşırdım.. ama çok da fazla bir şey hissetmedim her zaman olduğu gibi. Eskiden ne kadar duygusaldım onu düşündüm. Simdi bakıyorum değilim. Hiç. Kendime çok kızardım eskiden duygusallığım yüzünden. Artık kızamadığımı fark ettim. Çünkü duygu namına pek bir şey kalmamış içimde. Hayal kurardım çok fazla. hep olmazdı çünkü olmayacak hayaller kurardım. İnsanlar bana hayalperest derdi. Artık demiyorlar. Çünkü hiç hayal kurmuyorum. Gerçeklerle yaşıyorum. Elimdekilerle. Ne azı, ne fazlasına tahammülüm yok. Bir gün sonrasını bile çok zor düşünüyorum. En büyük planım yarın ne giyeceğimi düşünmek oluyor o d...

Sadece bir cevap var. O kadar.

Zorla anlam yüklemeye çalışıyoruz. Bir cümleye, bir ama fazla değil. Bir bakışa ya da bir insana. Bir ufacık şey yaşanıyor hayatımızda, ufacık olduğunu göremiyoruz. Etrafta başka bir şey olmamasından dolayı onu her şey sanıyoruz. Aslında bu bende kısa bir süreliğine oluyor hemen sebebini düşünüp düzeltiyorum yanlışlığımı. Yine de kendime kızmadan edemiyorum. Sonra.. İnsanlara bakıyorum sonra büyüttüklerine, sordukları sorulara. Aslında cevaplarını bildikleri soruları inatla sormaya ve cevabı farklı almak için gösterdikleri çabaya. Bakıyorum. işte.. Elinde gerçekler var. Değiştirilemez.. Söylersin "yok ya öyle değildir" derler. Sen bilirsin ama onlar seni inandırmaya çalışır. Genellikle boktan bir durumda karşındakilerin tesellisidir. Zorlarım ben böyle durumlarda. "Gerçeği ben biliyorum ama siz de söyleyin istiyorum" Söylemezler.. Sonra bakarsın gerçekten inanıyorlar. Her şeyin altından bir iyilik bulup, konuyu konuya bağlayıp, ufak tefek şeyleri içerisinden seçi...

Lucia/Silence yazdırıyor.

Basit şarkı. Çok bir olayı yok. Aslında benim için var. Şöyle düşündüm şarkı yapsam ben böyle yapabilirdim. Bir de bir kez daha başıma gelmişti bu Aimee Mann/It's Not şarkısı ile. Ben bu şarkıyı beynimin içerisinde yıllardır duyuyorum demiştim. Şarkı o kadar eski değildi. Bu da değil. Ben bu şarkıyı ezbere biliyordum mesela. İnandırıcı değil biliyorum. Bence de değil. En büyük zevk bu şarkı. En güzel his. Ben yapmadım ama ben buldum. Benim karşıma çıktı ya. Benim oldu şimdi bu şarkı mesela, diğer bir çok şarkımın arasına girdi. Başkalarının bana verdikleri şarkılar gibi değil. Onlar üvey evlat muamelesi görüyorlar bende. Bazı çok nadir insanların verdikleri hariç tabii ki. Onları da yastığımın altında tutarım. Zarar görmesinler, kaybolmasınlar, unutulmasınlar ve değerleri bilinsin diye. Her neyse. Birilerine tavsiye ediyorsam üvey evlatlarımı o birilerini de çok önemsemem mesela. Mesele benim olanları! paylaşmak. Bunları dinletmek. Çünkü biliyorum ya içten içe.. Eğer beğenmezler...

bunlar hep sıkıntıdan..

yarın başımıza bir şey gelmeyeceğinin bir garantisi var mı? diyoruz ya bazen. keşke hep desek bunu. sürekli desek. desek ve sürüncemede kalan ve değiştirmesi elimizde olan şeyler hakkında tembel ve korkak olmasak. bazıları elimizde değilken bile insanın midesine kramplar sokuyor beklemekten bekleyen yerlerin uyuşuyor ya da sıkıntıdan delirmiş gibi oradan oraya zıplamak gibi saçma isteklere sahip oluyorsun. bir de halledebileceklerimizin listesi var bende o liste uzun. duruyor öyle. genelde unutmaya çalışıyorum ya da yok sayıyorum sanki öyle doğmuşum aslında hiç değişmeyecek gibi davranıyorum. içten içe bilsem bile asla bir şey yapmıyorum. yaparsam ölürüm çünkü. çözülebilecek şeyleri çözersem çok ayıp olur. yani yarın başımıza bir şey gelmeyeceğinin garantisi yok tabi ki ama bu cümleye inanıp gidemiyorsun işte. içten içe garantisi var sanıyorsun. ta ki başına gerçekten bir şey ya da aynı anda bir kaç şey gelene kadar. o zaman da yine ne yapıyorsun.. HİÇBİR ŞEY. insanoğlu inanılmaz. bi...

artık hiçbir şeye şaşırmıyorlar -mış.

İnsanların yavaş yavaş delirdiklerini anlamam bundan uzun bir zaman öncesine dayanır. Mesela herkes "artık hiçbir şeye şaşırmıyorum" demeye başladı. Bunun sebebi ne yazık ki her şeyin stabil, dengeli, kararlı, düz, sağlam olması değil. Çok değişken olması. Şaşırma kısmını kaybettiğimiz an aslında çok şeyi yitirdik.  Artık hepimizde, herkeste bir tahammülsüzlük var. Bu hat safhalarda. Bir bozukluk gördüğümüz ilk anda oradan kaçma, uzaklaşma gerekirse yok olma ya da yok sayma isteğimiz var. Kimsenin durup, düşünüp düzeltmeye takati kalmamış. Her şeyi hemen yapmak istiyoruz. Hemen geçmek istiyoruz. Çabuk çabuk zaman kalmıyor gibi. Sen geç sıradaki. Hayatımızın en önemli günü gelecek, günler geçmek bilmiyor. Geriliyoruz, sinirleniyoruz, lanet insanlar haline geliyoruz etrafımıza verdiğimiz rahatsızlık bile umurumuzda değil. Etrafımız demişken.. Etrafını düşünen pek kalmadı bile artık. Bir durum hakkında bir fikrimiz oluyor peşinden ölümüne gidiyoruz. Koşuyoruz. Atlıyoruz ve ar...

İçindeki canavarı öldürmek.

Sakladıklarımız büyür. Söylediklerimiz belki daha da büyür. Söyleyememenin dayanılmaz huzursuzluğu ve kustuklarının dayanılmaz rahatlığı arasında gidip gelmeyeceğin bir hayat en temizi. Yaşamak zorunda olmadığın bazı şeyler var. Bunları deneyim adı altında kendine kakalıyorsun. Çünkü nedir, genciz, bir daha genç olmayacağız, sıkıcı hayatlardan kaçmalıyız, kafamıza eseni yapmalıyız, pişmanlık nedir bilmemeliyiz. Biz en fazla ne hissedebileceğimizi öğrenmeliyiz. Uçlara kadar çıkartırsan heyecanını, sonunda ya çakılırsın ya da hissedemezsin. Uyuşturucu gibi. Eroin kullanmış bir insanın iki biranın vereceği keyfi anlaması mümkün olabilir mi? Hayatını sadeleştirmek de insana böyle bir acı verebilir. Her şeyi kalıbına uydurup çılgınca yaşamak isteğiyle yanarsın. Yaptıkların asla yetmez. Daha fazlasını istersin. Uçmak istersin. Yere basmamak istersin. İsteklerinden korkmamak istersin. Korkusuzluk ve cesaret arasında ki farkı göremezsin. Kendini ateşe atana dek devam eder. Bir süre sonra ...

Öğrendiklerim.

Soğuktu herhalde çok da hatırlayamıyorum. Her zaman ki gibi beynimin bir kısmını uyuşturmuştum. Başarılı bir, mutlu olabilmek için kötü kısımları silme yöntemiydi benim için. Soğuk olduğunu ellerinden hatırlayabiliyorum. Sıcaktı. Yani benim ellerim her zamanki gibi buz gibiydi. İçtiğim sigaradan hiçbir şey anlamıyorsam tek sebebi senin benimle paylaşmıyor olmandı. Berbat bir gün olmalıydı benim için. İki damla gözyaşım olmalıydı. Onları da çıkmadan bir süre önce içeride bir yerlerde dondurmuş olmalıyım ki göremedik.. Yağmur yağıyordu ve kafam her zamankinden çok daha fazla karışıktı. Alıp başımı gitmek istediğim "nadir" günlerdendi. Biraz sonra neler yapabileceğimi bilmiyordum. Gerçekten bir fikrim yoktu. Kendimi bilmiyordum. Korkuyordum da. Hayatımın sonuna gelmiş gibiydim. Çünkü en çok istediğim şey o an benim için en bitiricisi olacaktı. Yaptığım bütün hataların üzerine yapmadıklarımı koysam. Seçimlerimin en kötüsünü düşünsem daha kötüsünü yapmış olacaktım. Daha değil. ...

Dağınıklık

Konuşulmasın istiyorum. Hatta paylaşılmasın. O an paylaşılsın orada olanlarla. Sonrası unutulsun. Orada mı eğlendik? Orada kalsın. Delirdik mi bir gecelik. Yorumsuz kalsın. İrdelenmesin ve çözümlenmeye çalışmasın çünkü ben çok yoruldum. Anlam bulmaya çalışmak nedir ya! Ben kafama estiğini yaptığım zaman bunun bir anlamı bir ulvi amacı olabilir mi? Olmamalı. Laaaan. Kendimizi geliştirmeye çalışıyoruz. Daha iyi insanlar olmaya belki. Ya da daha donanımlı. Ne demekse o. Daha dolu. Dopdolu. Yapalım bunu. Öğrenelim, eğitelim beyinlerimizi. Daha hızlı daha çabuk çalışsınlar. Sorun çözme odaklı olalım. Sorun çıktığında panikle çıldırmayalım. Evet bence de! Ama yaşarken. An'lar an'ları kovalarken durup düşünmeyelim. Her şey anlamlı olamaz. Biz anlamlı olamayız. Biz çok büyük yaşamlara, hayatı değiştirecek adımlara koşamayız. Biz biziz işte. Öylesine insan. Siz ben değilim sanıyorsunuz biliyorum. En büyük amacın ne desem dut gibi bakarsınız. Benim sarhoş gözlerim gibi. Bütün gün bok gi...

öf.

Saçlarımı kısa kestirmeliyim. Tokalarımı atacağım. Makyaj eşyalarımın nerede olduğunu unutmak istiyorum. Ojelerimin hepsi bozulsun. 2 sweet-shirt 1 kot. Pijama terlik. Yeterli. Her gün giydiğim üniformayı keserek parçalara ayırabilsem. Sade istiyorum. Ve basit. Ve özgür. Ve yargısız. Öf.

Ciddi düşünüyorum.

Bir gün bir şarkı dinlersin. Sonra çok sonra. Seversin, hem de çok. Boy - Railway O şarkıyı dinlerken hissettiklerini düşünürsün ve dersin ki.. Bunu benimle birlikte hissedecek birini istiyorum. İstiyorsun işte. Paylaşmak. İçinden taşar hisler. Birine vermelisin bunu. Değer vermelisin o kişiye. Ben şarkılarımı paylaşamam çünkü. Onların bana hissettirdiklerini anlamayacağım insanlara veremem onları. Onlar dinlesin istemem. Ama her defasında her dinlediğimde bunları hissedecek birini! isterim. Onun varlığına inanırım. Ona inanmak isterim. Çünkü tek tatminim bu olabilir artık. Birlikte bir şeyleri sevebilmek. Birbirimizi belki. Birbirimizi sonra. İlk defa duyduğumuz şarkının ilk notasında gözlerinin içine baktığımda hiçbir şey söylemek zorunda kalmayacağım biri hayal indeyim. Nouvelle Vague - In a manner of speaking Hiç konuşmak hiç anlatmak zorunda kalmayacağım biri. Bunun hayalini kurarken anlayabiliyorum, ancak böyle bir şeyi sevebileceğimi. Bunun bana enerji verebileceğini. Bunun...

Temizlen bakalım.

Yıllar geçirsen belki tanıyamazsın birini. Tanımak sevmek için yırtınırsın. Çünkü senin yaşam enerjini aldığın yer o. Sevmeye çalışırsın. Ölüm varken tırnaklarını geçirip tutunmaya çalıştığın. Bırakıp gidemediğin hayatta sevmeye çalışırsın. Sevebildiğim kadar seveyim. Ölene kadar. Enerjisiz hayat geçmez. Bu uğraşta sürünür gidersin. Başka şeylerin yanında.. Sevemezsin ama bir türlü. Yeterli gelmez. Bir şeyler eksiktir. Çünkü bir insanı sevemezsin olduğu gibi. Bir kediyi, köpeğini, eşyanı sevebilirsin. Karşılıksız. O senin içine huzur verir ancak. Neden? Zarar vermez. Basit mantık yine. Sevdiğini sandığın şey sana enerji vermek yerine sana bir bedel ödetiyorsa. Nasıl seviyorum diyebilirsin. Dersin ama yalan olur. Anlıyorum aslında. Çok kurcaladığımız için bu hale geldiğimizi. Geldiğimi. Bir çok şeyi anlayabiliyorum. Sakin olmak dururken delirdiğimiz anları. Görebiliyorum. Dürtülerimizin bizi nerelere getirdiğini. Her gece dayanamayıp yediklerinin kilo yapması gibi. Hiç bir farkı yo...

başı sonu yok. o yüzden.

bir kedinin hissettirdikleri. zihin temizliği. geçmiş ve bilinmez bir gelecek. kafamdaki hayaletler. yalan söylediğim insanların gözleri. ellerimden ayaklarıma uzanan ağrı ve titreme. kaşınıyorum. derim dökülüyor sanki. midemi eritiyor içtiklerim. kustukça boğazımdan zehir akıyor. karanlığı severken. peki bütün gece olanlar. geçen gün yaşananlar. yaşanmamış saydıklarım. var olmamasını istediğim insanları geçmişe gömmek. ayaklanmış zombiler üstüme üstüme geliyor gündüzleri. tek kelime etmek istemediğim anlarda milyonlarcasını söylüyorum. her söylediğimden pişman olarak. bana bakmasını istemiyorum. ve gözleri hep üzerimde. yatağımın altındaki canavar gibi. adımı çağırırdı eskiden sadece. şimdi karşımda. yanımda. yatağımda. kimse göremiyor. yetişemiyorum. unutmaya. unutma hızım yaşananlardan çok yavaş kaldı. biraz zaman derdim. birazı yeterdi ya. şimdi zaman yok. çok hızlı her şey. üstüste bindi ve alttan birini çektikçe hepsi birbirine karışıyor. tahammül edemediğim her şey benimle büyü...

serbest çağrışım.

Müzik dinlerken ve özellikle yalnızken olan hislerin mi gerçek olanlar. Yoksa yanında sana "noldooo! ama noldooo!" diye sormasınlar diye sürekli olarak sırıttığın insanlarla olduğunda hissettiklerin mi. Bu konuya girmeyi hiç istemezdim ama çok geç. Başkalarının seni nasıl gördüğüyle var oluyorsun. Değiştirmeye çalışsan bile değiştiremediklerinle var oluyorsun. O yüzden anlatıyorsun ya bu kadar. O yüzden bu kadar çok yazıyorsun. Kendine ihanet etmemek için. İçinde taşıdıklarını yok sayanlarla yaşarken bunların bu kadar dışarı çıkmasının sebebi bu. Sürekli kendini bu ekranın karşısında bulmanın sebebi. Tek yapabileceğin bu. Ve yanında olsaydı anlardı diye düşündüğün insanların şarkılarını dinlemek. Yanımda olsa sussak bile anlaşabilirdik dediğin insanların yazdığı kitapları okumak. Olabildiğince anlaşıldığını anladığın insanlara kaçmak, sığınmak diyelim. En boktanı da bir zaman sonra senin melankolin mi onları bu hale getiren yoksa onların neşesinden kaçmak mı seni bu hale...

Görmediğim, hissedebildiğim her şey.

Bana ayrılmış olan bu kalbin gibi temiz sayfa için teşekkür eder, benden önce yazılmış tüm sayfaları yırtarım. Ve başlarım. İçimde taşıdıklarım benim yükselmemi engellerken kendilerini aştılar. Her şeyin, herkesin üzerine çıktılar. Rahatsızlık veremeyeceği uzaklıktalar şimdi. Verdikleri ilhamla yaşadım bu zamana kadar. Teşekkür etmiyorum. Beni bıraktıkları için teşekkür ediyorum. Kullandığım ne varsa kanımda dolaşan onlar yerine mürekkep içtim. Kanım mavi artık. Başlangıcı hiç olmadı çünkü hiçbir şey bitmemişti daha önce. Bu kadar keskin olmamıştı. Bu kadar geride kalmamışlardı. Bu kadar doğru söylememiştim hiçbir zaman. Gerçekler acıtır diyenlere de kafam girsin. Gerçekler öncesinde söylenmiş yalanların devamıysa acıtır. Gerçekleri kendi kendine öğretirsen,  kendine itiraf edersen, kendin bulursan acıtır. Gerçeklerin çıktığı yer acıtır. Yalanlar. Acıtır. Yalan olmadığına göre artık. Gerçekler doğrulardır. Doğrular da bi skm yapmaz. Hiç de acıtmaz. Gerçekler dinginlik verir. G...

rüyamda ki uçuş.

Sayın yolcularımız. Hoşgeldiniz.  Kaptanlarımız, pek bir önemi yok isimlerinin söylesek bile hatırlamayacaksınız. Uçuşumuz siz susana kadar sürecek. Ne zaman nereye ineceğimiz size bağlı. Şuan kalkışı yaptığımız yer sizin boktan hayatlarınız. Onları terkederek yeni açacağınız havalimanına, kısmetse pek bir güzel piste ineceğiz. Bir isteğiniz olursa şayet benden isteyin ben size belki yardımcı olurum. Belki olmam. Orası nasıl istediğinize bağlı. Sayın yolcularımız uçağımız kalkamadan önce sizlere acılarınız hakkında bir kaç bilgi vermek istiyoruz. Başınıza gelen boktanlıkları koltuk ceplerinde görmüş olduğunuz kitapçıklarda görebilirsiniz. Uçağımızda hiç çıkış bulunmamaktadır. Çıkış  yönünü gösteren ikaz ışıkları kapıların üzerinde ve koridor boyunca yerde bulunur fakat siz onları  kale almayın. Nasıl olsa birisi sizi düdüklemeden o uçaktan çıkmayacaksınız. Kemerleriniz gösterilen şekilde bağlanır. Ve belinize göre ayarlanır.  Siz zaten hepiniz bağlısınız...

Bu bir problem.

Git git! Yap. Mnakoym. Gençsin. Herkes sussun bence. Bir süre susalım bu kızgın günler geçsin. Sonra serinliğe çıkarız. Sonra bize ne olur biliyor musun? Biz çok sıkılırız. Hayatın mınakoymadan biz çok sıkılırız. Önce biraz dans edelim. Biraz içelim. Biraz olsun her şey. Az az. Sonra çoğalsın her yer her yere girsin. Nerde olduğumuzu unuttuğumuz an gelsin. Dağılalım sonra. Kimse kimseyi tanımasın. Mahşer günü ortalık. Yansın kül olsun. Nasıl olsa genciz böyle olması gerekiyor desin birileri. İçinden geçeni yaşa. Kaç defa geleceksin bu dünyaya. Bir! Kafasına sıçtığımın Bir defa geliyorsun. Unutmaya çalışacaklarını yaşamak ne demek! Hatırlamak istediklerine koşsan olmaz mı? Bağırırlar arkandan. Yapma. Sonra yaparsın. Sonra iyi ki yaptın. Ya da boşver unut. Boşver! Boşverelim. Sonra kaçarız buralardan. Ölmek aklına gelir. Sanki bir seçenektir ölüm. En kötü ölürüm ya dersin. Sana bakarlar böyle aklını kaçırmış birine bakar gibi. Ne diyor lan bu?! derler. Doktorun sorar "ölümü ne sı...
soyutlanmak. soğumak. gitmek istemek. ve gitmek. sonunda.. her şeyin sonu var ve bunu bilmek gerek. ben kalmak istiyorum mesela şuan ama gün gelecek, an gelecek ben gideceğim. yine. bu en çok kalmak istediğim yerden gideceğim. çünkü bir gitme hali var bende. fazla kalamama. bazen çok ciddi oturup düşünüyorum gerçekten sebeplerim var mı? hiç oldu mu? yoksa ben mi uydurdum o sebepleri. bir çıkış yolum olmadığı yerde durmamak için kendime sebepler mi buluyorum sürekli. neden ayak uyduramıyorum.. olanlarla birlikte akıp gitmiyor benim hayatım. neden bu kadar irdelemek zorundayım. neden bu kadar fazla düşünmek zorundayım neye hakkım olduğunu. neyi hakettiğimi. ve neyi hak etmediğimi. ve bunları düşünürken neden aslında umursamıyorum. ben aslında umursayamazken nasıl bu kadar umursuyorum aynı anda. yoluna koymaya çalışıyorum ya her şeyi. her şey istediğim gibi olsun istiyorum. kontrolüm altında olsun hayatım. takıntı bu manyakça bir şey. bu kontrol deliliği çok kaybettiriyor insana. birin...

Olur.

Ölüm şarkısı bu başlayan. Sisli yolda sallanarak gidiyoruz. Önümüz görünmüyor. Ben zaten hep gözüm kapalı yürüdüm yollarda. Her gözümü açtıklarında da terkettim. Şimdi de öyle terkediyorum ama bu kez kendimi de bırakıyorum. Zaten buz gibi olmuşum. Kemiklerim titriyor hala bir ısınma çabasında zavallı ayaklarım yamuldu. Her gün üstünde durduğum ayakkabılar çürüdü. Üstüm başım yok sanki artık. Ne giysem kayboluyor bedenimin solukluğunda. Gözlerim, gözbebeklerim benim değil. The gulag orkestar çalıyor. Gecenin orta yerinde sisli yolda. Ölümden başkasını düşünemem ki şuan. Kendi fişimi çektim zaten. İçime çektiğim oksijenden çok sigara dumanı. Midem alkolsüz tanıyamıyor kendini. Bilmiyor. Yavaş bir ölüm bu seçtiğim verilen hayata saygısızlık. Kötülük bedenime. Böyle olmayı ben istemedim belki ama ben böyle olana dek olmamak için kapamıştım gözlerimi. Şimdi açtım ve o kadar çirkindi ki görüklerim gözlerim beni terk etti. O kadar tutamıyorlar ki artık gördüğünü söylüyor dilim. Dilim varma...
Sonunu bildigin bir seyi neden yasarsin ki? Yasar misin? Yoksa sadece hayat ve zaman akip gittigi icin sen de icinde mi bulunursun? Bu yasamakla ayni sey midir? Fiziksel varliginin hala orda olmasi senin bunlari yasadigin anlamina gelir mi? artik cabalamadigini farkettiginde, hala yasiyor musundur? Dusuncelerden, yaptiklarindan, istediklerinden, gecmisinden, o cumlelerden seslerden, bagirmalardan, sessizliklerden, gitmelerinden ve kalmalarindan, sustuklarindan, beyninin en ince kivrimlarindan gecen imdat cagrilarindan, ictigin kustugun gecelerden, baska baska insanlarin, baska baska seslerinden, ellerinden, fikirlerinden, tanismalardan, o igrendirici Kabul etmelerden, hos gormelerden, hor gormelerden, iftiralardan, yalan ve dolan iltifatlardan, ihtiraslardan bir dag yapip ustune oturup izlerken hassiktir lan! diyorsan, diyebiliyorsan hala sen yasiyor musundur? Yoksa, baskalari midir bunlarin sahibi. Altindaki dagin sahibi baskalarina kufrediyorsan en icinden geldigi gibi. O zaman sen ...