Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Blog yazarları

Fotoğrafım
ihaveasmileonmyface
kedilerle ciddi düşünüyorum. a cynical misanthrope.

Başlangıç.1

Durduramıyorum. Düşünmeyi durduramıyorum. O kadar yoruyor ki beni gözümü açtığım andan kapatabilene kadar olana düşünceler. Eğitilebilir beyinler. Düşünceler sakinleştirilebilir. Fakat bazen, bazı şeyler hayatının tam ortasına gök taşı gibi düşüyor. Kocaman bir yarık. Geçmişi, bugüne kadar öğrendiklerini, doğru sandıklarını, yapabilirim sandıklarını hepsini bir saniye içerisinde yok ediyor.  Öyle oldu.  Başa aldım, hem de öyle bir başa almak ki bu doğduğum günden itibaren yeniden yazmak zorundayım şimdi.  Her şeyi silmem gerekti. Çünkü hiçbiri benim değilmiş. Bana ait değillermiş. Düşüncelerim, doğru bellediklerim. Mükemmel sandıklarım ve kötü sandıklarım.  İçimdeki boşluk tarif edilemez boyutta. Dolduracak bir tane şey bulamıyorum şuan çünkü yok.  Bir kaza geçirmiş ve hafızamı kaybetmişim gibi hissediyorum. Aslında olan şey, bir gece çok sinirlendim ve kendime, kişiliğime reset attım.  Şimdi ise kafamdan yalnızca düşünceler geçiyor. Onları oturt...

öf5

Gitmek bir hastalık mıdır? Bulaşıcı mıdır? Gitmek istemeyen insanlardan bulaşan bir şey midir? Onların kalma isteğine karşılık gitmek istemek. Etkiye tepki gibi hani.  Yerleşmek istedikçe onlar sen gitmek istersin. Onlar otururlar oturdukça oturası gelir onların. Hep aynı yerde aynı kafayla. Oturmak, durmak, yerleşmek, ev, evdeki huzur, evin kokusu, evim, evleri olsun isterler. Ev almaya çalışırlar! Senin satasın gelir. Her şeyi! Bir anda. Neyin varsa. Sat git. Dimi? Gelmez mi böyle.  Gidesiniz gelmez mi.  Gidesin gelmesi ayrı bir durumken bir de gitmek zorunda olmak var. Gidesin varsa eğer, geçiştirebilirsin. Geçiştir yani.. Giderim mutlaka bir gün de.  Gitmek zorunda hissettiğin zaman ise kavgalar başlıyor. Kendinle olan kavgalar. Beden ayrı ruh ayrı. Konuşulanlar ayrı, duydukların ayrı. Söylediklerin ayrı, aklından geçenler apayrı. Başka iki kişi gibi olduğun zaman. O zorunluluk.  Ses tellerinin kavgası bu. İki kişi konuşmaya çalışırken bir ...

"İyi ruh halini algıla, çünkü çok nadir gelir"

Kendimi bildiğim an, hangi ansa artık bilmiyorum hep bir konuyla mücadele ettim. İnsanlarla ve onlarla olan ilişkilerimdeki sorunlarla. Sürekli aynı şeyleri sorguladım ve aynı cevaplara vardım. Her defasında bana aynı soruları sormamı sağlayacak başka durumlar çıktı. Sürekli aynı şeyleri yaşamanın sebebini aramaya başlamıştım. Normal değildi çünkü bir insanın hep aynı durumların içerisinde kendini bulması. Daha sonra insanlara baktığım zaman onların da aynı durumlarda kendilerini bulduklarını gördüm.  Biz kendimizi aynı durumlarda buluyoruz çünkü aynı olan bir şey var o da karakterimiz. Asla değişmeyecek bir şey varsa o da yine karakterimiz. Durumlar etrafımızda şekillenirken bizler aynı insanlarız, aynı tepkileri veriyor, aynı isteklerle yaşıyor, farklı davrandığımızı düşünüyor olsak bile durumu aynılaştırıyoruz. Bunu yapan biziz. Bunu değiştiremeyeceğimi gördükten sonra biraz daha rahatladım. Bunda değiştirebileceğin "yaşamaktan vazgeçmek" ile olur. Başarabilirsin sana k...

Sorunun sebebini bulduğun zaman.

Okuyup, öğrenip, büyütüp, benimseyip, alışıp, bulduğun yere yerleştirip, hayatına kaldığın yerden devam etmek. Büyüdükçe beynine ve ruhuna söz geçirmeyi öğreniyorsun.  Bunun için ilk önce bilmen gerekiyor. Nasıl yapabileceğini. Öncelikli olan durum değerlendirmesini yapabilsen bile, bazı zamanlar daha önce deneyip başarılı olduğun yöntemlerle çözemediğini görebiliyorsun. Başka yöntemler gerekebiliyor. Başka şeyleri de öğrenmen ve kabul etmen gerekiyor. Bazı zamanlar arayıp, araştırıp bulabilirsin, basit olabilir ya da çok zorlayabilir. Fakat bazı durumlarda da sadece karşına çıkar tam çıkması gerektiği anda. Bir açıklama bulabilirsin, içine düştüğünü sandığın kirlenmiş ruh halinin bir çıkış yolu olabilecek bir türden. Birdenbire etrafını aydınlatabilir.  Fiziksel olarak çok sağlıklı olduğun zamanlar, sebebini bildiğin bir baş ağrısı olsa bile düşüncelerinin, acının tümünün ona yoğunlaştığını görebiliyorsun. Bunu hepimiz yaşıyoruz. Ufak bir kesik fakat uzun süre kurcalıyor ...

Ben düşünmedim.

Bu gece uyumam ben. Neden? Sabah erken kalkmak lazım ve kendime küfredesim var. "Bütün gece mal gibi oturdun yine!" Diyesim var.  Yoğunluk oldu bu sıra. Hislerde ve düşüncelerde. İkisi arasında fazla kaldım. Hangisini yapmam gerektiğine karar veremedim. Kontrol manyağı olduğum için de her şeyin yerli yerinde olması dileğimle biraz sıkıntı çektim.  Bazen kendime "içine sıçma" diye bağırıyorum. İçten bir ses duyuyorum resmen. Geliyor yani.. "sıçma içine!" Çok meyilliyim çünkü.. Biliyorum.  Sakarım. Fiziksel olur sakarlıklar. Onu bunu dökersin, düşürürsün. Ruhsal olarak da bende sakarlık var. Sakatlık da var. Ve ikisinin birleşimi muhteşem oluyor. Sürekli beynine ve kalbine söz geçirmeye çalışan bir tip olmam bundan olabilir. Söz geçirmek neyse! Kendime laf söylemeye bayılıyorum. Sonra yapabiliyormuşum gibi oluyor. Bazen uzun sürüyor ama eninde sonunda dağılıyor.  Yaklaştıkça görünür olanlar var. Göstermek istemediklerim. Yokmuş gibi davrandıklarım...

Herkes başkaları değildir.

" Kişi kendinde ne kadar çok şeye sahipse, başkalarında o kadar az şey bulabilir " Schopenhauer.  Bu lafı ile bana hala oturmamış olan taşlarımdan bir kaçını daha yerine oturtan adam Schopen'e teşekkür ediyorum. Kendime sorduğum 80.000 sorumdan belki 20.000 ini cevaplamış bulunuyorum ve daha güzeli sorun olduğu ve düzeltmem gerektiğini düşündüğüm bazı şeyleri öylece olduğu gibi bırakmamı sağlamıştır. Sana yetecek şeyler var aslında. Hem de başkalarında değil. Bir dolu düşüncem var "cehennem başkalarıdır" konulu. Başkaları sana cehennemi yaşatır, seni üzer, incitir değil aslında. Başkaları senin kendinde olan zenginliğini unutturur. Başkalarına odaklanıp kalırsan, kendini unutursun. O yüzden insanlar ilişkiden çıktıktan sonra genelde "kendimi buldum" der. Kendini özlersin. Başkaları kafanı sen olmayan bir dolu şeyle doldurur. Gereksizdir. Oyalamadır. Oyalama tehlikelidir. Kendini oyalamak, kendinden uzak kalmaktır.  Konuşmalara, ilişkilere,...

Paylaş-a-ma-mak.

Acı kopyalamak. Acıyı çoğaltmak. Acıdan kaçamamak. Acının seni bulması. İstemesen bile oluşan problemler. Gözünü kapatıp açtığında gitsin istediğin her şeyin hala orada olması.  Bazen diyorum ki bazıları sadece şanssız mı? O kadar mı yani?  Bir defa başıma gelmişti bundan yıllar yıllar önce birisinin acısını paylaşarak küçültmeye çalışmıştım. Çünkü çok fazlaydı. Ve elinde olan bir şey değildi.. Tamamen kendi dışında gelişen şeylerin kurbanı olmuştu. İstese bile kendini düzeltmeyeceği bir durumdaydı. Gerçekten hatırlıyorum kendimi onun acısını küçültmeye adadığımı. Fakat unutturarak değil. Unutturamazsın.. Acıyı oyalayamazsın, oyalamaya çalışmak da saçmadır. Kimse de istemez. Ben paylaşmıştım fakat kendime çekerek. Artık sanırım bu işler için fazla bencil olduğumdan yapamıyorum. Acıyı kopyalayamıyorum bile. Yeterince hissedemiyorum bile. Görebiliyorum, konuşabiliyorum fakat paylaşamıyorum.  Bunu yapmak istediğim bir başka an geldi yine hayatıma. Uzun zamandır ilk def...

Söylesem tesiri yok.

Bir yazasım var, bir de fena susasım var. Konuşup arkasından günlerce kaçasım da var. Söylemek istediklerim ve ağzımdan çıkanlar bazen beni dehşete düşürüyor. Yalancı oluyorum ben de, bazen. Sadece kırmamak amaçlı ve nefret ediyorum bu durumdan. Hani bir laf vardır "bi şey söylicem ama ben kötü olcam" diye 2 gün içerisinde bu lafı sanırım 99 defa geçirdim kafamdan ama onu bile söyleyemedim. Yalnızca bir defa "öf" dedim. Bir kez de çok güzel sustum. Belki anlatabilmişimdir diye düşünürken.. Fakat düşündüğümü söyleyemememin sebebi nasıl ki "anlamayacaklar" ise aynı şekilde öflerken de biliyorum. Susarken de. Neyse problem değil bitti gitti. Sadece sıkıldım. Çok sıkıldım. Söyleyememekten, soramamaktan, sorgulayamamaktan. Baya baya çok şeyden.  Kendi kendime boku yemişsin sen diye düşündüm. Bunu da baya düşündüm. Çünkü artık gerçekten hiç sevgi beslemiyorum. İçimde gram sevgi kalmadı. Kedim Cookie hariç. Sanırım onun suçu var bu durumda o kadar çok sevdirdi...

Hatırlatayım dedim.

Saçın ıslak uyumak, terli terli soğuk su içmek, klimayı açıp altına oturmak, ayakları üşütmek, güneşin altında kafayı açıkta bırakmak. Ne olur bunları yaparsak? Hasta oluruz. Hayvan gibi içersek, sarhoş oluruz. İçkileri karıştırırsak, kusarız. 1 saatte 2 litre su içersek, çişimiz gelir. Kesin gelir. Çok kahve iç, uyuyamazsın. Ayran içersin, uykun gelir. Apranax'a aban miden çöksün. 4 hafta yemek yemezsek, 1 hafta su içmezsek ne olur? Ölürüz. Basit bazı şeyler, direk sonuca götürüyor. Bazı şeyler de çok kesin başka alternatif yok. Olacaklar fiziksel olduğunda ne kadar harika aslında. Biliyorsun. Hızlı giden bir arabanın önüne atmazsın kendini, köprüden atlamazsın çünkü en iyi ihtimali bile çok aşırı kötü. Bunları öğrendiğimiz zamanı, öğretildiğini bile hatırlamıyoruz. Neden hatırlayalım ki? Bunlar bizim yaşamımızı sürdürebilmemiz için ve kolay sürdürebilmemiz için gerekli bilgiler. Ve gerçekler. Altında belki, bazen olanlar vardır. Biraz azı biraz çoğu vardır. Her türlü kaçarız.. Ki...

Aklıma geldi öyle.

İsmimizi, statümüzü, yaşımızı, ırkımızı tanışmanın ilk 10 dakikası içerisinde sormadığımız zaman, sormasak bile öğrenmek hevesini arkamızda bıraktığımız zaman gerçekten özgür insanlar olabileceğimiz gerçeği baya acı bir gerçek. Bilinmediği zaman ön yargıdan kurtuluyoruz bu bir gerçek. Ufacık bilgiler, kişiliğimizin bilmemkaç milyonda biri kadar ufacık. Fakat çok değerli. Çok garibiz biz insanlar.. Tutup karşındakine, karşındakinin görüşüne saygı duymaktan bahsediyoruz. Bir ufak bilgi ile sarsılacak saygımız ise yokmuş gibi davranıyoruz. Söyleyemediğimiz ve sadece söylemediğimiz için doğru olduğumuzu sandığımız hislerle, ön yargılarla doluyuz, taşıyoruz. Öyle olmadığımıza inandırmaya çalışmamız, öyle olmadığımıza inanmamız, o kadar net özgürlük kavramının ya da saygı çerçevesinin olacağına inanmamız da bir o kadar.. Garip. 

Sorun korku.

Az önce yalnız olduğumu itiraf ettim kendime. Yalnızlık seçimle olduğu zaman ok'dir falan gibi de bir dolu kendimi rahatlatıcı saçmalıklar sıraladım. Seçimle dediğin evet olur olmaz, salak, ya da sana zarar verecek insanlardan uzak durmak mantıklı bir seçim. Ama artık denemeyecek kadar, daha işin ilk başından seçimini bildiğin birine ültimatom verecek kadar uzakta durmak. Korkmaktan başka bir şey değil. Mükemmel arayışında olduğumda bir gerçek. Ama hangi mükemmelden bahsediyorum ben kendim bu kadar kusurlu bir insanken. Tahammül edilebilir biri değilken. Milyar tane soru varken kafamda ve bunları cevaplamalarını isterken insanların. Bütün bulutları kafamdan kaldırmasını istersem bunu yapabilir mi ki hiç kimse, bir anda. Ben söyleyeyim yapamaz. Ben kendime cevap veremiyorum, başkası nasıl verebilir. Manyakça bir insan. Obsesifim. İnanılmaz gıcıklıkta takıntılarım var. Her şeyi bir anda istiyorum. Her şey net olsun istiyorum. Bulanık yaşadım bir süre ondan olabilir. Fakat herkesin n...

İhtiyacım olan/olmayan tür. Ve sebebi Murphy.

Anlatmak zorunda mıyım. Zorunda mıyız? Bence pek değiliz. Yani her şeyi değil. Her sorana değil. Bazı şeylerin gerçekten içimizde kalması, içimizde patlaması gerekiyor bence. Dışarı çıkınca dürüstlüğümüzü seviyoruz evet. Ben seviyorum fakat sırf sen bir defa söyledin, bir kez tanımladın diye o tanım kafalarda öyle kalıyor. Belki sonra değişiyor. Takibini yapman gerek. Ben mesela bir zamanlar deliydim. Yani manyakça şeyler düşünür ve yapardım. Benim yalnızca o anlarımı bilen insanlar var. Sonra değiştim/düzeldim neyse, beni öyle bilenler var hala. Geri dönüp düzeltemem ki. Sormasalardı, bilmezlerdi. Ben hiç anlatmamış hiç kafa karıştırmamış olurdum. Yani her şeyi, herkes, her zaman bilmek istedi diye anlatmayı gereksiz buluyorum. Bazen yapıyorum, bazen de gerçek bir domuz oluyorum ve susuyorum. Oyalıyorum, geçiştiriyorum.  Ben takipte kötüyüm. "She is very good at keeping in touch with people" demişti biri, benim arkadaşım için. Benim için de "and you are quite the opp...

Bir metod olarak yeter be/siktiret

Her şeyin üstüne geldiği -en çok da duvarların- günler oluyor. Sanki bir boktanlık olmuş fakat sen tanımlayamıyorsun bir türlü ne olduğunu bulamıyorsun ama sanki göğsünün üzerine fil oturuyor gibi hissediyorsun. Bazı günler var öyle. Sanki her şey çok kötü ve asla düzelmeyecek durumda. Çaresizlik çok hissedilir. Sıkışmış kalmış gibi hissedersin. Öyle bir gündür ki sanki dünyada yapılacak her şey bitmiş gibi. Hiçbir şey zevk vermez ve hatta şu zamana kadar hiçbir şeyden zevk almamışsın bir daha da alamayacaksın gibi. O günler baya bir boktandır. Bu günlerin en garip olan kısmı şudur, ortada elle tutulur bir problem olmaz. Regl olmak, işsizlik, sevgiliden ayrılmak vs. yoktur. O zaman genelde bir şey yapamadığın için kızarsın kendine çünkü hiçbir şey yapmak istememenin sonucu doğal olarak hiçbir şey yapmadan öylece durmaktır. Seni yiyen şey o aslında. İlla ki bir şey yapman gerektiğine olan inancın seni yer. Hiçbir an boş geçmemeli düşüncesi yer seni. Evden çıkmak istemezsin fakat çıkman...

I've filled my lying quota.

Actually, there is no need. I've tried to explain this for so many times. I worked my ass off for them to sense it. But then there is something missing. Something missing with me or with them. They must be idiots not to understand it. It should be abnormal for someone who doesn't understand what they read and what they told. I have told them. It was simple.. What it is, what I want and especially what I don't want. There is nothing to be afraid of. There is nothing that serious as well. So when the situation is not desperate, people are trying to make it look like desperate. It makes me want to send them to space. When they don't perceive the situation as it is, and change it how ever they like it. When I realize the person I once thought was smart is actually an idiot. When I realize the person I thought I know is actually a coward. I'm not surprised with those stuff anymore. I'm just pissed off with myself just because I was wrong. Yes, I was wrong. Is it b...

Yalan kotası dolmuş.

Gerek yok aslında. Bunu çok anlatmaya çalıştım. Algılamaları için de götümü yırttım ama demek ki bir eksiklik var. Ya bende ya da etrafta. Anlamamaları için zaten biraz geri zekaya sahip olmaları gerekiyor. Aklı biraz normal çalışan bir insanın okuduğunu anlamaması ya da anlatılanda ki gerçek isteneni görememesi biraz anormal olmalı. Söyledim, çok basitti. Ne olduğu, ne istediğim özellikle ne istemediğim. Korkulacak bir şey yok. Çok fazla ciddi bir şey de yok. Yani aslında durum vahim değilken bunu vahim hale getirmeye çalışmaları bende insanları uzaya yollama isteği oluşturuyor. Durumu olduğu gibi algılamayıp da kendi istedikleri gibi şekillendirmeleri de aynı şekilde.. Salak olmadığına yüzde yüz emin olduğum bir insanın salak olduğunu kabullenmek de öyle. Korkak olmadığını düşündüğün bir insanın korktuğunu görmek de öyle. Şaşırmıyorum aslında fakat sadece yanıldığım için kendime kızıyorum. Yanılmışım. Çoğu zaman yanılmıyorum diye mi. Çoğu zaman zaten hali hazırda görebildiğim için...

öf 4

Tanıdıkça kaçasın gelir bazen. Tanıdıkça tanıyasın gelir. Tanıdıkça seversin. Tanıdıkça daha iyi olduğunu anlarsın. Uzaktan göründüğü gibi olmadığını da anlarsın. Kafanda yarattığına ne kadar yakın olduğunu anlarsın. Bazen de bir bok anlamazsın. O işte çok kötü. Bazen yakınlaşsan da, tanısan da, konuşsan, dokunsan, açılsan, tekrar gidip uzaktan baksan da bir bok anlamazsın. İşte o insanlar korkunç. Kasmamak lazım herhalde. Herhalde canları öyle kalsın istiyor. Gizem mi bu? Böyle gizeme küfrederim cidden. Beni yoruyor. O kadar da söylüyorum "gerek yok" böyle şeylere diye. Yok. Bazıları da çok "olduğu gibi" İlk gördüğün neyse sonrasında farklı bir şey yok. Aynı. Her şeyi anlamışsın. Kalıp sanki. O kalıptan asla çıkamaz. Onları da seviyorum. Onlar güvenli tip. Güvenilir değil de.. Güvenli. Pek zarar veremez. Pek saçmalamaz. Neyse o. Standart. Basit. Düz. Sıkıcı. Olsun onlar öyle gerekli insanlar. Hani köpekleri seversin, kedileri de seversin. Ama köpek gider kediyi ...

Sevgili Günlük.

Günümü anlatsam error verip kapanabilirsin farkındayım. Çok sıkıcı oluyorum bazen. Ben bile sıkılıyorum kendi düşüncelerimden. Bugün arkadaşımın suratının ortasına tokat atasım geldi. Çünkü ben yeterince sıkıcıyım, inanılmaz ama o benden de sıkıcıydı. O ortamdan yok olmak istedim bugün. Bir ara onu dinlerken sanki aynı cümleyi 25. defa söylediğini hissettim. Söylüyordu da sanırım sadece kelimelerin yerlerini değiştirdi. Hayattan, çocuktan, aileden, gelecekten bahsediyordu. Katılamadım o konuya, sadece suratına baktım ama çok sıkıcıydı. Anlatma şekli, gözlerindeki ışık, inanmış halleri çok sıkıcıydı. Bir dakika daha katlanamayacağımı düşünürken 2 saat daha geçecekti.. bilseydim belki kaçabilirdim oradan. Ciddiyetten nefret ettim bugün. Çok fazla gülmeye ve eğlenmeye odaklanmış olabilirim. Odağım şaştı bugün. Uğraştım gerçekten dinlemek için, katılmak için, paylaşmak için. Kendimi ben olamadığım bir ortamda buldum. Söylediğim her şey saçma geliyordu, ağzımdan çıktığı andan itibaren. Ban...

öf 3

Aşırıya kaçan istekler. Kalp çarpıntısı yapıyor. Sakince söylendiği zaman anladığım şeyleri, yüksek sesle duymaktan hoşlanmıyorum. Bir şeyin mantıklı ya da doğru olduğunu anlıyor olmam da onu yapacağım anlamına gelmiyor. Bazı yanlışlar doğrulardan çok daha kolay. Kolay olanı seçmek bazen yapabileceğim bir şey. Dürüst olmamak en kötüsü. Bir tek onu yapamıyorum. Çünkü sonra unutuyorum ve eninde sonunda dürüst olmam gerekiyor. O durumda da basit olanı karmaşıklaştırmış oluyorum sadece. Sadece zor oluyor. Neden diye de sorabiliyorlar. Yalanın sebepleri belli aslında neden sorarlar ki. Korku, üşengeçlik, kolay yok. Yalan bu. Söylemiyorum. Pek kullanmıyorum. Yalan daha zor geliyor, birincisi bulamıyorum, ikincisi unutuyorum, üçüncüsü belli ediyorum. Çok belli ediyorum. Denedim. Şunu kabul edebilirim güzel denemişim. Ama olmamış. Bazı konularda çok beceriksizim. İnsan ilişkileri konusunda onca düşünce, onca yargı, onca eleştiri, onca doğru ve yanlış tanımlarım var. Uzun ve çoğunlukla sıkıcı...